KAS - DER
Efendiler;
Gördüklerimin En Kıymetli Kısmı;
Bu Güzel Bölgenin Samimi Halkının Çok Aydın,
Çok Geniş Ve Yüksek Bir Zihniyet Sahibi Olmalarıdır...



Kastamonu - 1925

2018 GENEL KURULUMUZ


09.09.2018 TARİHİNDE ÜMRANİYE'DE GERÇEKLEŞTİRİLEN GENEL MERKEZ KONGRESİNDE SAYIN REMZİ ŞEN GENEL BAŞKANLIĞA SEÇİLMİŞTİR. KONGRE VE YENİ YÖNETİM CAMİAMIZA HAYIRLI OLSUN...


GENEL BAŞKANIMIZ


REMZİ ŞEN


Kastamonu ili Taşköprü İlçesi Çekiç köyünde 20.05.1960 yılında doğdu, İstanbul Bahçelievler lisesi, Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi İnşaat Mühendisliği’nden mezun olan Şen, kendi inşaat firmasını yönetiyor.

Siyasete, 1984 yılında Doğru Yol Partisi’ne üye olarak başlayan Remzi Şen, Bakırköy İlçesi’nde Yönetim Kurulu Üyeliği, Bahçelievler İlçesi’nde 2. Başkanlık görevlerinde bulunduktan sonra 1994 – 1999 yılları arasında Bağcılar İlçe Başkanlığı yaptı. 1999 – 2002 yılları arasında Doğru Yol Partisi İstanbul Teşkilat Başkanlığı, aynı tarihte Doğruyol Partisi Bağcılar Belediye başkan adayı, 2008-2010 tarihleri arasında Demokrat Parti İstanbul il başkanlığı görevlerini üstlenmiştir

Aynı zamanda KAS -DER Bağcılar Şubesi’nin kurucusu ve KAS- DER 4 dönem GENEL Merkez Yönetim Kurulu Genel Başkan yardımcılığı görevinde bulundu. 19.09.2018 tarihinde yapılan 18. dönem seçimlerinde Kas-Der Kastamonulular Dayanışma Derneğinin Genel Başkan olarak seçilmiştir. Şen, evli ve 3 çocuk babasıdır.



TÜZÜK


MİSYON VE VİZYONUMUZ


HIZLI VE SORUNSUZ HİZMET VERMEK
HİZMET KALİTESİNİ SÜREKLİ KILMAK
ÜSTLENDİĞİ MİSYON VE VİZYON ÇERÇEVESİNDE GERÇEKLEŞTİRDİĞİ HİZMETLERİN KALİTESİNİ ÖRNEK TEŞKİL EDER KONUMDA TUTMAK
TEKNOLOJİK GELİŞMELERE BAĞLI OLARAK YENİLİKLERİ TAKİP ETMEK VE ÜYELERİMİZE YÖNELİK EN SON TEKNOLOJİ İLE HİZMET SUNMAK
ÜYELERİMİZİN MEMNUNİYETİNİ VE MESLEKİ EĞİTİM SEVİYELERİNİ SÜREKLİ GELİŞTİRMEK VE BU YÖNDE YAPILAN ÇALIŞMALARIN SÜREKLİLİĞİNİ SAĞLAMAK

MADDE - 1 Derneğin Adı ve Merkezi


a-Derneğin Adı: KAS-DER Kastamonulular Dayanışma Derneği’dir.
b-Derneğin Merkezi: İstanbul’dur.
c-Derneğin Adresi : Darülaceze Caddesi Ekşi oğlu iş merkezi No.9/10 Okmeydanı/Kağıthane/İstanbul

MADDE - 2 Derneğin Amacı


Kastamonulular’ın, Kastamonu’da eğitim görenlerin, Kastamonu’da görev yapanların ve Kastamonu’yu sevenlerin tanışmalarını, yardımlaşmalarını, dayanışmalarını temin etmek; eğitimlerine destek olmak; Kastamonu’muzun tarihi, kültürel, folklorik özelliklerini, turistik yörelerini gerek hemşerilerimize, gerek ülkemiz, gerekse de dünya insanlarına tanıtmak; Tarımsal, sınai ve ticari konularda gelişimini sağlamaya yönelik çalışmalar yapmak. Doğal afetlere uğrayanlara yardımcı olmak, Avrupa Birliği kurumları ve üye ülkeler ile Türkiye arasında diyaloğun geliştirilmesine katkıda bulunmak, bu amaçla üye ve aday ülkeler temsilcilikleriyle derneğin amaçları doğrultusunda işbirliği ve müşterek çalışmalar yapmaktır.

MADDE - 3 Amacın Gerçekleştirilmesi için Uygulanacak Çalışma Programı


a-Üyeleri arasında beşeri münasebetlerin geliştirilmesi ve devam ettirilmesi için yemekli toplantılar, konser, balo, tiyatro, sergi, spor, gezi ve eğlenceli etkinlikler düzenler veya üyelerinin bu tür etkinliklerinden yararlanmalarını sağlar.
b-Her türlü bilgi, belge, doküman ve yayınları temin eder; dokümantasyon merkezi oluşturur, kütüphane kurar.
c-Kurslar, seminerler, konferanslar ve paneller düzenler.
d- Çalışmalarını duyurmak için amaçları doğrultusunda broşür, Gazete , dergi, kitap gibi süreli ve süresiz yayınlar bastırır, dağıtır.
e-Üyelerinin yararlanmaları için lokal, sosyal ve kültürel tesisler açar, işletir veya işlettirir.
f-Dernek bünyesinde folklor, solo ve koro müzik gurupları ile spor kulüpleri kurar faaliyetlerini yürütür.
g-Ülkemizin ve Kastamonu’nun kalkınması için işadamları esnaf ve zanaatkarlar ile iş birliği,bürokratlarla bilgi alış verişi yaparak insanlarımızın yararına olan yatırımların Kastamonu’ ya yapılmasını sağlar.
h-Dernek faaliyetleri için ihtiyaç duyulan menkul, gayrimenkul mal satın alır, satar, kiralar, kiraya verir gerekirse gayrimenkullar üzerinde ayni hak tesis eder. Bu konularda her türlü ayni ve nakdi bağışları kabul eder.
ı- Okullar, öğrenci yurtları ve sosyal tesisler yapar, yaptırır, işletir, işlettirir.
j- İhtiyaç sahibi öğrencilere burs verebilir.Kimsesiz çocuklara, dul ve yetimlere yardımda bulunabilir. Eğitim kurumlarına, Aş Evlerine, huzur evlerine ve sosyal amaçlı Kurum ve Kuruluşlara sosyal ve ekonomik katkıda bulunabilir.
k-Kastamonu’muzun tarihi, kültürel, folklorik özelliklerini, turistik yörelerini gerek hemşerilerimize, gerek ülkemiz, gerekse de dünya insanlarına tanıtmak ve Kastamonu sevgisini geliştirmek amacıyla her türlü akademik çalışmalar yapar ve turistik geziler düzenler.
l-Doğal afetlere uğrayanlara ayni ve nakdi yardımlarda bulunur.Felaket anında toplanmak üzere Arama Kurtarma ekipleri organizasyonu yapar.Gerekirse düzenli eğitim gören Arama Kurtarma ekibi kurar.
m-Amacın gerçekleştirilmesi için gerekli görülmesi durumunda vakıf kurar, federasyonlara ve konfederasyonlara katılır.

MADDE - 4 Derneğe Üye Olma


a- Fiil ehliyetine sahip bulunan ve derneğin amaç ve ilkelerini benimseyerek bu doğrultuda çalışmayı kabul eden ve mevzuatın öngördüğü koşulları taşıyan her gerçek ve tüzel kişi bu derneğe üye olma hakkına sahiptir.Üye olacak kişinin yazılı müracaatı yönetim kurulunca görüşülerek 30 gün içinde isteğin kabul reddi şeklinde karara bağlanır ve sonuç yazı ile başvuru sahibine bildirilir.
b-Dernek kurucu üyeleri, kuruluştan itibaren Genel Merkez Yönetim Kurulu başkan ve üyeliği yapmış olanlar genel merkez üyesidir.Bunlar şube üyesi olamaz.Şube üyesi iseler üyelikleri düşer. Genel Merkez Yönetim Kuruluna yeni seçilen üyelerin şube üyesi iseler seçim tarihinden itibaren şube üyelik kayıtları düşerek genel merkez üyesi olurlar.
c-Dernek üyeliği sadece şubeler tarafından yapılır
d-Üyelik müracaatı şubelere yapıldığı gibi üyeliğe kabul işlemleri de şube yönetim kurullarınca yapılır. Üyeliğe kabul için Yönetim Kurulu salt çoğunluk ile Karar alır. Sonuç en çok 30 gün içinde bir yazı ile genel merkez yönetim kuruluna bildirilir. Şubeler yeni kayıt olan üyelerin üyelik formlarını biriktirerek birer suretini bir listeyle birlikte en geç üç aylık dönemlerde genel merkeze vermekle yükümlüdür.

MADDE - 5 Üyelikten çıkma ve çıkarılma


A Üyelikten Çıkma
Hiç kimse derneğe üye olmaya ve kalmaya zorlanamaz, her üye istifa etme hakkına sahiptir. Üyelikten çıkma işlemleri şube yönetim kurullarınca yapılır. Üyenin istifa dilekçesi yönetim kuruluna ulaştığı anda çıkış işlemleri sonuçlanmış sayılır. Yönetim Kurulu sonucu en çok 30 gün içinde bir yazı ile genel merkez yönetim kuruluna bildirilir. Üyelikten ayrılma üyenin derneğe olan birikmiş borçlarını sona erdirmez.
B Üyelikten Çıkarılma
Dernek üyeleri; dernek tüzüğüne aykırı davranışlarda bulunduklarında, verilen görevden sürekli kaçtıklarında, yazılı ikazlara rağmen üyelik aidatlarını 6 ay içinde ödemediklerinde, dernek organlarınca verilen kararlara uymadıklarında ve genel hükümlere göre üye olma şartlarını kaybettiklerinde, bunlardan herhangi birinin tespiti durumunda kayıtlı oldukları şube yönetim kurullarınca üyelikten çıkarılırlar.
Genel merkez üyeleri hakkındaki kararlar genel merkez yönetim kuruluna aittir. Genel merkez üyelerinin aidatları bizzat Genel Merkez muhasibince alınır.

MADDE - 6 Derneğin Organları


Genel Kurul
Yönetim Kurulu
Başkanlar Kurulu
Denetleme Kurulu
Disiplin Kurulu
Danışma Kurulu

MADDE - 7 Genel Kurulun Toplanması


A-Genel Kurulun Olağan Toplantısı ve Genel Kurul Delegeleri
Genel Kurulu Toplantıya Yönetim Kurulu çağırır.Genel Kurul; dernek üyelerinden, aidat borcunu ödemek suretiyle genel kurula katılma hakkına haiz olan sürekli delegeler ile seçilmiş delegelerden oluşur.
Sürekli Delegeler : Dernek kurucu üyeleri,kuruluştan şubeler açılana kadar derneğe üye olan dernek üyeleri,dernekte kuruluştan itibaren görev yapan yönetim kurulu üyeleri,şubeler açıldıktan sonra görev yapan merkez yönetim kurulu üyeleri ile Genel Kurul öncesi yönetimde bulunan şube yönetim kurulu üyelerinden oluşur.
Seçilmiş Delegeler : Aidat borcunu ödemek ve Genel Kuruldan en geç 3 ay önce şubeye üye olup üyelik formları Dernek Genel Merkezine verilmiş olmak şartıyla şube genel kuruluna katılan üyeler arasından seçilir.Seçimler şube yönetim ve denetleme kurulları ile birlikte yapılır.Seçilecek delege sayısı Şube Genel Kuruluna katılma hakkına haiz olan üyelerin % 10 unundan fazla olamaz.
B-Genel Kurulun Olağanüstü toplanması
Genel Kurul yönetim veya Denetim kurulunun gerekli gördüğü hallerde veya dernek üyelerinden 1/5 nin yazılı başvurusu üzerine yönetim kurulunca 30 gün içinde olağanüstü toplantıya çağrılır. Yönetim kurulu genel kurulu toplantıya çağırmazsa üyelerden birinin başvurusu üzerine Sulh Hakimi üç delegeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.

MADDE - 8 Genel Kurulun Toplanma Süresi


Genel kurul üç yılda bir mayıs ayı içerisinde olağan olarak toplanır. Şube genel kurulları dernek genel merkezinin denetiminde ve belirleyeceği programa göre üç yılda bir 20.Ocak- 20.Mart tarihleri arasında olağan olarak toplanır. Şubeler altmış günlük bu süre içinde genel kurullarını yapmak zorundadır.
Olağan ve olağanüstü toplantılarda yalnız gündemdeki konular karara bağlanır. Ancak toplantıda hazır bulunan üyelerin en az on da biri tarafından görüşülmesi istenen konuların da gündeme alınması zorunludur.

MADDE - 9 Çağrı Usulü


Yönetim kurulu, dernek tüzüğüne göre genel kurula katılma hakkı bulunan üyelerin listesini düzenler. Genel kurula katılma hakkı bulunan üyeler, en az on beş gün önceden, günü, saati, yeri ve gündemi bir gazetede ilan edilmek veya yazılı ya da elektronik posta ile bildirilmek suretiyle toplantıya çağrılır. Bu çağrıda, çoğunluk sağlanamaması sebebiyle toplantı yapılamazsa, ikinci toplantının hangi gün, saat ve yerde yapılacağı da belirtilir. İlk toplantı ile ikinci toplantı arasındaki süre yedi günden az, altmış günden fazla olamaz.
Toplantı, çoğunluk sağlanamaması sebebinin dışında başka bir nedenle geri bırakılırsa, bu durum geri bırakma sebepleri de belirtilmek suretiyle, ilk toplantı için yapılan çağrı usulüne uygun olarak üyelere duyurulur. İkinci toplantının geri bırakma tarihinden itibaren en geç altı ay içinde yapılması zorunludur. Üyeler ikinci toplantıya, birinci fıkrada belirtilen esaslara göre yeniden çağrılır. Genel kurul toplantısı bir defadan fazla geri bırakılamaz.

MADDE - 10 Genel Kurulun Toplantı Yeri ve Toplantı Usulü


Genel Kurul Toplantıları; Dernek Merkezinin bulunduğu ilden başka yerde yapılamaz. Genel kurula katılma hakkı bulunan üyelerin listesi toplantı yerinde hazır bulundurulur. Toplantı yerine girecek üyelerin resmi makamlarca verilmiş kimlik belgeleri, yönetim kurulu üyeleri veya yönetim kurulunca görevlendirilecek görevliler tarafından kontrol edilir. Üyeler, yönetim kurulunca düzenlenen listedeki adları karşısına imza koyarak toplantı yerine girerler. Kimlik belgesini göstermeyenler, belirtilen listeyi imzalamayanlar ile genel kurula katılma hakkı bulunmayan üyeler toplantı yerine alınmaz. Bu kişiler ve dernek üyesi olmayanlar, ayrı bir bölümde genel kurul toplantısını izleyebilirler.
Toplantı yeter sayısı sağlanmışsa durum bir tutanakla tespit edilir ve toplantı yönetim kurulu başkanı veya görevlendireceği yönetim kurulu üyelerinden biri tarafından açılır. Toplantı yeter sayısı sağlanamaması halinde de yönetim kurulunca bir tutanak düzenlenir.
Açılıştan sonra, toplantıyı yönetmek üzere bir başkan ve yeteri kadar başkan vekili ile yazman seçilerek divan heyeti oluşturulur.
Dernek organlarının seçimi için yapılacak oylamalarda, oy kullanan üyelerin divan heyetine kimliklerini göstermeleri ve hazirun listesindeki isimlerinin karşılarını imzalamaları zorunludur.
Toplantının yönetimi ve güvenliğinin sağlanması divan başkanına aittir. Genel kurul, gündemdeki konuların görüşülerek karara bağlanmasıyla sonuçlandırılır. Genel kurulda her üyenin bir oy hakkı vardır; üye oyunu şahsen kullanmak zorundadır.
Toplantıda görüşülen konular ve alınan kararlar bir tutanağa yazılır ve divan başkanı ile yazmanlar tarafından birlikte imzalanır. Toplantı sonunda, tutanak ve diğer belgeler yönetim kurulu başkanına teslim edilir. Yönetim kurulu başkanı bu belgelerin korunmasından ve yeni seçilen yönetim kuruluna yedi gün içinde teslim etmekten sorumludur.
Mahkemece kayyım atanması veya Medeni Kanunun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre görevlendirilme yapılması halinde, bu maddede yönetim kuruluna verilen görevler bu kişiler tarafından yerine getirilir.

MADDE - 11 Genel Kurulun Görev ve Yetkileri


a-Dernek organlarının seçilmesi,
b-Dernek tüzüğünün değiştirilmesi,
c-Yönetim ve denetim kurulları raporlarının görüşülmesi ve yönetim kurulunun ibrası,
d-Yönetim kurulunca hazırlanan bütçenin görüşülüp aynen veya değiştirilerek kabul edilmesi, üyelik aidat miktarının belirlenmesi,
e-Derneğin diğer organlarının denetlenmesi ve gerek görüldüğünde haklı sebeplerle onların görevden alınması,
f- Üyeliğin reddi veya üyelikten çıkarma hakkında verilen yönetim kurulu kararlarına karşı yapılan itirazların incelenmesi ve karara bağlanması,
g-Dernek için gerekli olan taşınmaz malların satın alınması veya mevcut taşınmaz malların satılması, bağış kabul edilmesi hususlarında yönetim kuruluna yetki verilmesi,
h-Yönetim kurulunca dernek çalışmaları ile ilgili olarak hazırlanacak yönetmelikleri inceleyip aynen veya değiştirilerek onaylanması,
ı-Dernek yönetim ve denetim kurullarının kamu görevlisi olmayan başkan ve üyelerine verilecek ücret ile her türlü ödenek, yolluk ve tazminatlar ile dernek hizmetleri için görevlendirilecek üyelere verilecek gündelik ve yolluk miktarlarının tespit etmek, icrası konusunda yönetim kuruluna yetki verilmesi,
j-Derneğin federasyona katılması ve ayrılmasının kararlaştırılması ve bu hususta yönetim kuruluna yetki verilmesi,
k-Derneğin şubelerinin açılması ve kapatılması yasaya ve tüzüğe aykırı davranan şube yönetimlerinin görevden alınması,yerine atama yapılmasının kararlaştırılması ve bu hususta yönetim kuruluna yetki verilmesi,
l-Derneğin uluslar arası faaliyette bulunması, yurt dışındaki dernek ve kuruluşlara üye olarak katılması veya ayrılması,
m-Derneğin vakıf kurması,
n-Derneğin fesih edilmesi,
o-Yönetim kurulunun diğer önerilerinin incelenip karara bağlanması,
p-Derneğin en yetkili organı olarakderneğin diğer bir organına verilmemiş olan işlerin görülmesi ve yetkilerin kullanılması,
r-Mevzuatta genel kurulca yapılması belirtilen diğer görevlerin yerine getirilmesi.

MADDE - 12 Genel Kurulun Oy Kullanma ve Karar Alma Usul ve Şekilleri


Genel Merkez Genel Kurulu’na katılmaya haiz her delegenin bir oy hakkı vardır. Yönetim, Denetim, Disiplin ve Danışma kurulları seçimi gizli oy açık tasnif yöntemi ve salt çoğunluk nisabıyla, Tüzük değişikliği ve gayrimenkul satımı konularında karar alımı açık oylama ve 2/3 nisabıyla, Bunların dışındaki konularda ise açık oylama ve salt çoğunluk nisabıyla karar alınır.
Şube Genel Kurulu’na katılmaya haiz her üyenin bir oy hakkı vardır. Yönetim, Denetim kurulları ile Genel Merkez Genel Kurulu delegelerinin seçimi gizli oy açık tasnif yöntemi ve salt çoğunluk nisabıyla, Bunların dışındaki konularda ise açık oylama ve salt çoğunluk nisabıyla karar alınır.

MADDE - 13 Merkez Yönetim Kurulu


a- Merkez Yönetim Kurulu Derneğin Yürütme Organıdır.
b- Merkez Yönetim Kurulu 15 Asıl 15 Yedek Üye olmak üzere üç yıllığına Dernek Genel Kurulunca Üyeler arasından seçilir.
c- Şube Yönetim Kurulu 11 Asıl 11 Yedek üye olmak üzere üç yıllığına Şube Genel Kurulunca Şube Üyeleri arasından seçilir.

MADDE - 14 Merkez Yönetim Kurulunun Görev ve yetkileri


a-Derneği temsil etmek veya bu hususta kendi üyelerinden birine veya bir üçüncü kişiye yetki vermek,
b-Gelir ve gider hesaplarına ilişkin işlemleri yapmak ve gelecek döneme ait bütçeyi hazırlayarak genel kurula sunmak,
c-Derneğin çalışmaları ile ilgili yönetmelikleri hazırlayarak genel kurul onayına sunmak,
d-Genel kurulun verdiği yetki ile taşınmaz mal satın almak, derneğe ait taşınır ve taşınmaz malları satmak, bina veya tesis inşa ettirmek, kira sözleşmesi yapmak, dernek lehine rehin ipotek ve ayni haklar tesis ettirmek, gerektiğinde derneğin haklarını aramak üzere avukat tutmak .
e-Genel kurulun verdiği yetki ile şube açmaya ilişkin işlemlerin yürütülmesini sağlamak,
f-Derneğin şubelerinin denetlenmesini sağlar, Genel merkez yönetim kurulu şube yönetim kurulunun çalışmalarını yakından takip etmekle yükümlüdür. Genel merkez çalışma programına uymayan en az 30 günlük olağan toplantılarını yapmayan, çalışma programlarını genel merkeze vermeyen, genel merkezle uyum içinde çalışmayan yazılı üç ikaza rağmen tutumunda ısrar eden kuruluş amacı dışında hareket eden şube yönetim kurulunu, Merkez Yönetim Kurulu sayısının en az 2/3 nisabıyla karar alarak görevden alır. Şube yönetiminin genel merkezce görevden alınması durumunda genel merkezce o şube üyelerinden beş kişilik geçici yönetim kurulu ataması yapılır ve 3 ay içinde şube genel merkez gözetiminde seçime gider. Görevden alınan yönetim kurulu üyeleri ilk seçimlerde yeniden seçilemezler Şube başkanı başkanlar kurulunun üyesidir.Bu kurul ayda bir olağan olarak toplanır. Genel merkezin çağrısı ile birden çok olağan üstü toplantıya çağrılabilir. Olağan veya olağan üstü üç toplantıya mazeretsiz üst üste katılmayan şube başkanı genel merkezce iki kez yazılı olarak uyarılır, uyarılara rağmen toplantıya katılmayan, Genel Merkezle uyum içinde çalışmayan şube başkanı Genel Merkez Yönetim Kurulunca görevden alınır. Bunun için Merkez Yönetim Kurulu sayısının en az 2/3 nisabıyla karar alınır. Şube başkanının görevden alınması durumunda mevcut şube yönetimi içinden birini yönetim kurulu başkanını seçer. Seçim için salt çoğunluk aranır. Bu durumda eksilen bir yönetim kurulu üyesi için yedek üyeler sıra ile yönetime davet edilir ve yönetim kurulu sayısı tamamlanır. Görevden alınan şube başkanı ilk seçimlerde yeniden seçilemez.
g-Gerek görülen yerlerde temsilcilik açılmasını sağlamak,
h-Genel kurulda alınan kararları uygulamak,
ı-Her faaliyet yılı sonunda derneğin işletme hesabı tablosu veya bilanço ve gelir tablosu ile yönetim kurulu çalışmalarını açıklayan raporunu düzenlemek, toplandığında genel kurula sunmak, j-Bütçenin uygulanmasını sağlamak,
k-Derneğe üye alınması veya üyelikten çıkarılma hususlarında karar vermek,
l-Derneğin amacını gerçekleştirmek üzere tüzüğe göre yapılması gereken işler için her çeşit kararı almak ve uygulamak
m-Disiplin Kurulu’nun rapor sonuçlarını karara bağlamak, Mevzuatın kendisine verdiği diğer görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak,

MADDE - 15 Merkez Yönetim Kurulu Görev Bölümü


a- Yönetim Kurulu bir Genel Başkan, dört Genel Başkan Yardımcısı, bir Genel Sekreter,bir Muhasip seçer.
b- Genel Başkan Yardımcılarından bir tanesine Genel Başkan vekilliği görevi verilebilir. Genel Başkanın olmadığı zamanlarda genel başkan vekili toplantıyı açar ve yönetir. Genel Başkan ve vekilinin olmadığı zamanlarda Genel Sekreter toplantıyı açıp yönetir.
c- Yönetim Kurulu; Ayda en az bir kez Dernek Merkezinde önceden kararlaştıracağı belirli gün ve saatte çağrısız toplanır.
d- Yönetim Kurulu toplantısı, üye tam sayısının yarıdan bir fazlasının katılımı ile başlar .
e- Kararlar oy çokluğu ile alınır. Oyların eşit olması halinde Başkanın oyu iki oy sayılarak karar alınır.
f- Başkanın çağrısı ile olağanüstü toplantı yapılabilir.

MADDE - 16 Yönetim Kurulu Üyeliğinden Boşalmalar


Yönetim Kurulu’ndan istifa, ölüm ve benzeri gibi boşalmalar sebebi ile yedek yönetim kurulu üyeleri ile tamamlanmasından sonra dahi üye tam sayısının yarıdan az kalması halinde, mevcut Yönetim Kurulu üyeleri tarafından genel kurul bir ay içinde toplantıya çağrılır. Bu şekilde Genel Kurula toplanamazsa son olağan Genel Kurul Delegelerinin 1/5’inin baş vurusu halinde Genel Kurul yönetim kurulu üyeleri tarafından toplantıya çağrılır. Bu şekilde dahi Genel Kurul yapılamazsa mahalli Sulh Hukuk Hakimi, dernek üyeleri arasından seçeceği üç kişilik bir heyeti Genel Kurulu yapmakla görevlendirir.

MADDE - 17 Denetleme Kurulu


a-Denetleme Kurulu Derneğin Denetleme Organıdır.
b-Denetleme Kurulu 3 Asil 3 Yedek üye olarak genel kurulca seçilir.
c-Denetleme Kurulu belli olmayan zamanlarda bir yılı geçmeyen aralıklarla Yönetim Kurulunun işlemlerini, defterlerini, hesaplarını ve faaliyetlerini denetler. Yönetim Kuruluna acil durumlarda eleştirilerini rapor halinde bildirir. Gerekirse Olağanüstü Genel Kurul isteminde bulunur.
d-Normal bir çalışma devresi geçmişse Genel Kurula yıllık denetim sonuçlarını bir rapor halinde sunar.

MADDE - 18 Genel kurul sonuç bildirimi


Olağan veya olağanüstügenel kurul toplantılarını izleyen otuz gün içinde, yönetim ve denetim kurulları ile diğer organlara seçilen asıl ve yedek üyeleri içeren Genel Kurul Sonuç Bildirimi (EK- 3) ve ekleri yönetim kurulu başkanı tarafından mülki idare amirliğine bildirilir.
a-Divan başkanı, başkan yardımcıları ve yazman tarafından imzalanmış genel kurul toplantı tutanağı örneği,
b-Tüzük değişikliği yapılmışsa, tüzüğün değişen maddelerinin yeni ve eski şekli ile dernek tüzüğünün son şeklinin her sayfası yönetim kurulunca imzalanmış örneği.
c-Genel kurul sonuç bildirimi ve ekleri, büyük şehir belediyesi sınırları içinde kalan ilçeler hariç diğer ilçelerde bulunan dernekler tarafından iki suret olarak verilir.
d-Genel kurul sonuç bildirimleri, dernek yönetim kurulu tarafından yetki verilen bir yönetim kurulu üyesi tarafından da yapılabilir. Bildirimin yapılmamasından yönetim kurulu başkanı sorumludur.

e-Aynı bilgileri Şube yönetim kurulları Genel Merkeze de 30(otuz) gün içinde gönderir.

MADDE - 19 Şube kuruluşu


Dernek şube açabilir. Genel kuruldan bunun için yönetim kurulunun yetki alması gerekir. Yönetim kurulunun yetkili kılacağı en az üç kişi imzaladıkları iki adet Kuruluş Bildirimini (EK- 2) ve aşağıda belirtilen eklerini şubenin açılacağı yerin mülki idare amirliğine verirler.
a- İlgili dernekler müdürlüğünce onaylanmış iki adet dernek tüzüğü,
b- Kurucuların nüfus cüzdan fotokopisi,
c- Şube kurucuları arasında tüzel kişiliklerin bulunması halinde; bu tüzel kişilerin unvanı, yerleşim yeri ve kuruluşuna ait belgeler ile tüzel kişiliklerin organları tarafından yetkilendirilen gerçek kişi de belirtilmek kaydıyla bu konuda alınmış kararın fotokopisi,
d- Kurucular arasında yabancı uyruklular varsa, bunların Türkiye'de yerleşme hakkına sahip olduklarını gösterir belgelerin fotokopileri,
e- Geçici yönetim kurulu üyeleri ile yazışma ve tebligatı almaya yetkili kişi veya kişilerin adı, soyadı, yerleşim yerlerini ve imzalarını belirten liste,
f- Şube açılması için yönetim kuruluna verilmiş yetkiyi gösteren genel kurul kararının fotokopisi,
g- Kurucu olarak yetkilendirilmiş kişiler için alınmış dernek yönetim kurulu kararı fotokopisi.
Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ilçeler hariç diğer ilçelerdeki şube kuruluş işlemlerinde istenen belgeler birer arttırılarak verilir.

MADDE - 20 Şube Organları Görev ve Yetkileri


1- Şube seçimleri Üç yılda bir Şubat ayı içerisinde yapılır.
2-Yönetim Kurulu; 11 Asil 11 Yedek Üyeden oluşur.
3-Denetleme Kurulu; Şube Genel Kurulunca seçilen 3 Asil 3 Yedek üyeden oluşur.
4-Bu organların Görev ve Yetkileri Şube kapsamı ve çalışma alanı dâhilinde Merkez Yönetimine bağlı olarak merkez görev ve yetkilerinin aynıdır. Şubeler Genel Merkeze bağlı hak ve varlığı dernek bünyesine dâhil bölgesinde dernek amaç ve faaliyetleri doğrultusunda çalışan bağımsız konutlu dernek iç organıdır. Şubeler; kuruluş, çalışma karar ve mali konularda Genel Merkezin karar ve denetimine tabidir. Şubelerce alınan kararların mevzuata ve tüzüğe uygunluğu Genel Merkezce denetlenebilir ve kesin karara bağlanır. Şubeler hakkında Dernekler kanunu ve Tüzük hükümleri uygulanır. Şubeler, tüm üyelerini en az onbeş gün önceden, günü, saati, yeri ve gündemi bir gazetede ilan edilmek veya yazılı ya da elektronik posta ile bildirilmek suretiyle Genel Kurul Toplantısına çağırır. Bu çağrıda, çoğunluk sağlanamaması sebebiyle toplantı yapılamazsa, ikinci toplantının hangi gün, saat ve yerde yapılacağı da belirtilir. İlk toplantı ile ikinci toplantı arasındaki süre yedi günden az, altmış günden fazla olamaz. Ancak Şube Genel kurulunu Merkez genel kuruluna yetiştirmek zorundadır aksi disiplin suçu oluşturur.
5-Şubeler genel kurullarında yönetim, denetim kurulları ile birlikte genel merkez delegelerini seçmek zorundadır. Şubeler, üyelik aidatlarını ödemiş üyeler arasından üye tam sayısının 1/10’u kadar Genel Merkez Genel Kurul delegesi seçer. Şube yönetim kurulu asil üyeleri doğrudan Genel Merkez Genel Kurul delegesi olarak, seçilmiş delege listesinin başına yazılarak Genel Merkez Genel Kurulu tarihinden 15 gün öncesine kadar Genel Merkez’e bildirilir.
6-Şubeler yapacakları Sosyal ve Kültürel etkinliklerinin tarihlerini önceden Genel Merkeze bildirir.
7-Şubeler gelir elde etmek amacı ile tüzüğe uygun sosyal etkinlikler ve dayanışma geceleri düzenleyebilir.
8-Şube Yönetim Kurulları her ay önceden belirlenen gün ve saatte en az ayda bir defa çağrısız toplanır. Şube Yönetim Kurulu toplantı sayısını çoğaltabilir. Başkanın çağrısı ile olağanüstü toplantı yapar.
9-Şube Yönetim Kurulu kendi içinden bir Başkan ve üç Başkan yardımcısı, bir Sekreter, bir Mali Sekreter(muhasip) seçer. Şube Yönetimi uygun gördüğü oranda komisyonlar oluşturabilir.
10-Şubeler Genel Merkezden yetki alarak Gayri Menkul edinebilir, satın alabilir, satabilir, kiralayabilir, lokal açabilir, İşletebilir. İşlettirebilir.
11-Şubeler Genel Merkezden yetki alarak gazete, dergi, bülten, broşür gibi tanıtım yayın organları çıkarabilir. Genel Merkezin çıkaracağı yayın organlarına yardımcı olurlar. Şubeler Mal varlıklarını Demirbaşlarını Genel Kuruldan 15 gün sonra Genel Merkeze bildirir.
12-Genel Merkez Yönetim Kurulu; Aşağıdaki hususlar vuku bulduğunda Şube Yönetim Kurulu üyelerini Disiplin Kuruluna sevk eder.
a-Dernek Amaç ve gayeleri dışında hareket edildiğinde ve derneği Kişisel
çıkar amaçları doğrultusunda kullanıldığında,
b-Derneği bir siyasi partinin veya birkaç kişinin amaçlarına alet edildiğinin tespitinde.
c-Şube lokalinde kumar ve benzeri yasak oyunların oynanmasının ve oynatılmasının, başkaca yüz kızartıcı hallerin tespitinde.
d-Genel merkez şube yönetim kurullarının, merkez programlarına teşkilatlarına uyulmadığının tespitinde disiplin kuruluna sevk eder. Disiplin kurulunun bu yöndeki tespit raporuna istinaden genel merkez yönetim kurulu oy çokluğuyla şube yönetimini görevden alır. Görevden alma veya ihtar yetkisi genel merkez yönetim kurulunun yetkisindedir. Görevden alınan şube yönetim kurulunun üyeleri, ilk genel kurulda yeniden seçilemezler.
e- Kas-Der Genel Merkez yönetim kurlu ile derneğin üyesi bulunduğu federasyon, konfederasyon ve diğer kuruluşların yönetim kurullarında görev alan şube başkanları ve yönetim kurulu üyelerinin başkanlık ve üyelikleri otomatik olarak düşer. Yerine yönetim kurulunca görevlendirme yapılır.
13- Şubeler, genel merkezden yetki alarak bölgelerinde kurulacak olan birliklere katılabilir.
14- Şubeler, genel merkezden yetki alarak, derneğin kurumsal kapasitesini geliştirmek maksadıyla KOSGEB, AB Hibeleri, AB fonlarından istifade için çalışmalar yapabilir. Proje geliştirip üyelerine sunabilir. KOBİ & İşletmelerin faydalanacağı fonlar, dernek veya vakıflarla işbirliği yapabilir.

MADDE - 21 Derneğin Gelirleri


a- Üye giriş aidatı 10 TL, üye aidatı aylık 1 TL yıllık 12 TL’dir. Üye aidatlarını belirleme yetkisi Genel Merkez Genel Kurulundadır.
b- Dernekçe belirlenen Balo-Eğlence-Müsamere-Konser-Spor müsabakaları Konferans gibi faaliyetlerden sağlanan gelirler,
c- Dernekçe tertiplenen piyango gelirleri,
d- Bağışlar –Teberrular,
e- Tüm Gelirler alındı belgesi karşılığında alınır ve gelir-gider defterine usulüne uygun olarak işlenir.
f- Dış Ülkelerde ki gerçek ve tüzel kişilerden veya kuruluşlardan yardım almak için İçişleri Bakanlığından izin alınır.
g- Yukarıdaki kıstaslar Şubelerimiz için de geçerlidir.
h- Dernek Kasalarında dernek gelirlerinin toplamasında kullanılacak alındı belgeleri hakkında yönetmeliğin 12. maddesinde belirtilen tutardan fazla para bulunduramaz. Şubeler de aynı miktarda para bulundurabilir. ı- Şubeler topladıkları aidatların %10 unu genel merkeze gider makbuzu ile öderler. Sosyal ve kültürel etkinliklerden elde ettikleri gelirler kendilerine aittir. Genel merkez şubelerden alınan %10 un dışında kendi üyelerinden aidat ve yardımseverlerden bağış ve teberru alır.Sosyal ve kültürel etkinliklerden de gelir elde eder, Genel merkez şubelerden aldığı %10 aidat gelirini şubenin ihtiyacı durumunda iade edebilir.

MADDE - 22 Defter ve Kayıtlar


Dernekte, aşağıda yazılı defterler tutulur.
A-İşletme hesabı esasında tutulacak defterler ve uyulacak esaslar aşağıdaki gibidir:
1-Karar Defteri: Yönetim kurulu kararları tarih ve numara sırasıyla bu deftere yazılır ve kararların altı toplantıya katılan üyelerce imzalanır.
2-Üye Kayıt Defteri: Derneğe üye olarak girenlerin kimlik bilgileri, derneğe giriş ve çıkış tarihleri bu deftere işlenir. Üyelerin ödedikleri giriş ve yıllık aidat miktarları bu deftere işlenebilir.
3-Evrak Kayıt Defteri: Gelen ve giden evraklar, tarih ve sıra numarası ile bu deftere kaydedilir. Gelen evrakın asılları ve giden evrakın kopyaları dosyalanır. Elektronik posta yoluyla gelen veya giden evraklar çıktısı alınmak suretiyle saklanır.
4-Demirbaş Defteri: Derneğe ait demirbaşların edinme tarihi ve şekli ile kullanıldıkları veya verildikleri yerler ve kullanım sürelerini dolduranların kayıttan düşürülmesi bu deftere işlenir.
5-İşletme Hesabı Defteri: Dernek adına alınan gelirler ve yapılan giderler açık ve düzenli olarak bu deftere işlenir.
6-Alındı Belgesi Kayıt Defteri: Alındı belgelerinin seri ve sıra numaraları, bu belgeleri alan ve iade edenlerin adı, soyadı ve imzaları ile aldıkları ve iade ettikleri tarihler bu deftere işlenir.
B-Bilanço esasında tutulacak defterler ve uyulacak esaslar aşağıdaki gibidir:
1-(A) bendinin 1, 2, 3 ve 6 ncı alt bentlerinde kayıtlı defterler bilanço esasında defter tutulması durumunda da tutulur.
2-Yevmiye Defteri, Büyük Defter ve Envanter Defteri: Bu defterlerin tutulma usulü ile kayıt şekli Vergi Usul Kanunu ile bu Kanununun Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye istinaden yayımlanan Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğleri esaslarına göre yapılır.
Defterlerin Tasdiki
Dernekte, tutulması zorunlu olan defterler kullanmaya başlamadan önce il dernekler müdürlüğüne veya notere tasdik ettirilir. Bu defterlerin kullanılmasına sayfaları bitene kadar devam edilir ve defterlerin ara tasdiki yapılmaz. Ancak, bilanço esasına göre tutulan defterler ile form veya sürekli form yapraklı defterlerin, kullanılacağı yıldan önce gelen son ayda, her yıl yeniden tasdik ettirilmesi zorunludur. Dernek Aşağıdaki Noterden tasdikli defterleri tutar.
a- Üye kayıt Defteri:Derneğe girenlerin kimlikleri derneğe giriş ve çıkış tarihleri aylık ve yıllık aidat taahhütleri bu deftere yazılır.
b- Karar Defteri: Yönetim Kurulunun kararlarının bu deftere tarih ve sayı sırası ile yazılır ve kararlarının aslı Başkan ve Üyelere imzalatılır.
c- Gelen Evrak Defteri: Gelen ve Gönderilen evrak tarih ve sayı sırası ile bu deftere yazılır. Gelen evrakların ve giden evrakların kopyaları dosyalarında saklanır
d- Gelir Gider Defteri: Dernek namına alınan tüm paraların alındıkları ve harcanan paralarında verildikleri yerler açık ve düzenli biçimde bu deftere yazılır.
e- Bütçe,Kesin Hesap ve Bilanço Defteri: Yapılacak çalışmaların bir Yıllık Gelir ve Gider tahminleri geçen yılın bütçesinin kesin gider ve gelirleri her mali yıl sonunda Derneğin alacakları borçları ve varlığı kaydedilir. Dernek Gelirleri dip koçanlı ve sıra numaralı makbuzlarla alınır ve giderler sarf belgeleri ile yapılır. Bu belgelerin Resmi olanları kullanılır. 2908 Sayılı Kanunun hükümlerine göre hareket edilir. Bağış ve ödenti toplayacak kişileri Yönetim Kurulu tespit eder ve mahalli amire bildirir.

MADDE - 23 Tüzük Değişikliği


Olağan ve olağan üstü toplantı gündemine konulmak ve makul bir süre önce değişiklik önerileri veya ilave maddeler üyelere ve şubelere duyurulmak suretiyle tüzük değiştirilir.Tüzük değişikliği için genel kurul toplantısına katılanların 2/3 oyu yeterlidir.

MADDE - 24 Derneğin İç Denetim Şekilleri


Derneğin iç Denetimi; Dernekler Kanununu ve Dernek tüzüğüne göre Denetleme Kurulu tarafından gerçekleştirilir. Ancak Dernek Tüzüğünde yeteri açıklama bulunmayan hallerde bu eksiği tamamlamak üyelerle dernek organları ve görevlilerine tüm dernek faaliyetleri ile işlemlerinde yol göstermek ve yardımcı olmak amacı ile tek veya ayrı ayrı birim metinler hazırlayıp Genel Kurulun onayından geçirilmek sureti ile yürürlüğe konulacak yönetmelikler çıkarabilir.

MADDE - 25 Derneğin Feshi


a- Dernek Genel Kurulu her zaman Derneğin feshine karar verebilir.Feshe karar verebilmek için tüzüğe göre Genel Kurula katılma hakkına sahip üyelerin en az 2/3’nün toplantıya katılması şarttır.
b- Bu suretle çoğunluk elde edilmezse ikinci defa toplanmak için iş bu Tüzüğün 9.Maddesine göre üyeler çağrılır. Bu çağrı üzerine toplanacak Genel Kurul Üye sayısı ne olursa olsun feshi görüşülebilir. Feshi kararı hazır bulunan üyelerin 2/3 ekseriyeti ile verilir.
c- Derneğin Feshi Yönetim Kurulu tarafından en geç beş gün içinde Mülki Amire bildirilir. Tavsiye ve intikal hükümet komiseri ve Maliye temsilcisi gözetiminde yapılır. Fesih kararı ile birlikte Derneğin para ve malları Kastamonu İl Özel İdaresine bırakılır.

MADDE - 26 Derneğin Borçlanma Usulleri


Dernek, amacını gerçekleştirmek ve faaliyetlerini yürütebilmek için ihtiyaç duyulması halinde yönetim kurulu kararıyla borçlanma yapabilir. Bu borçlanma kredili mal ve hizmet alımı konularında olabileceği gibi nakit olarak da yapılabilir.
Ancak bu borçlanma derneğin gelir kaynaklarıyla karşılanamayacak miktarlarda ve derneği ödeme güçlüğüne düşürecek nitelikte yapılamaz.

MADDE - 27 Disiplin Kurulu


Disiplin Kurulu: 5 Asil 5 Yedek Üyeden oluşur. Genel Kurulca seçilir. Disiplin kurulu Genel Merkez ve Şube Yönetim Kurulları, Genel Merkez ve Şube Üyelerinin haklarında yapılan suç duyurularını inceler. Dernek Tüzüğüne aykırı durumları tespit ettiği konular hakkındaki kararlarını en geç Bir ay içinde sonuçlandırır. Disiplin Kurulu almış olduğu kararları bir rapor halinde Genel Merkez Yönetim Kuruluna bildirir. Genel Merkez Yönetim Kurulu bu konuda bir karara varır. M.Y.K üyelikten çıkarma kararına karşı Genel Kurula itirazda bulunabilir.Diğer kararlar kesindir.

MADDE - 28 Danışma Kurulu


Danışma Kurulu: 20 Asil 20 Yedek Üyeden oluşur. Genel Kurulca seçilir. Danışma Kurulu ilk toplantısında kendi arasından bir başkan bir Başkan yardımcısı bir sekreter seçer. Danışma Kurulu üç ayda bir toplanır. Yönetim Kurulunca kendilerine verilen çalışmalarla ilgili raporları görüşür gerekirse Yönetim Kuruluna tavsiyelerde bulunur. Danışma Kuruluna; Dernek kurucuları, Dernek Yönetiminde geçmişte görev yapanlar Dernekçilikte tecrübeli olanlar ve derneğe büyük katkıda bulunanlar ile üst bürokrat görevlerinden emekli olanlar arasından seçilmesine özen gösterilir.

MADDE - 29 Başkanlar Kurulu


Başkanlar Kurulu; Şube programlarını görüşür ve Genel Merkez ile Şubelerin uyum içinde çalışmalarını temin eder. Başkanlar Kurulundaki tüm üyelerin toplantıya katılmaları zorunludur. Mazeretsiz katılmazlık yapamazlar. Başkanlar Kurulu karar mercii olmayıp, istişari bir kuruldur. Başkanlar Kurulu genel merkez icra kurulu üyeleri (Genel başkan, Genel başkan yardımcıları, genel sekreter, genel muhasip), şube yönetim kurulu başkanlarından oluşur.
Başkanlar Kurulu üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır. Her toplantıda hazirun cetveli imzalanır ve tutanak tutulur. Başkanlar Kurulu toplantısına mazeretsiz üst üste 3 kez katılmayan üye hakkında disiplin soruşturması yapılır.

MADDE - 30 Son Hükümler


a- Dernek, Yöneticilerin ve üyelerin 5253 sayılı Dernekler Yasasında sayılan Yasal faaliyetlerde bulunmakta. Dernek Merkez ve Şubelerinde silah bulundurma yasağına uymakta izne bağlı faaliyetler konusunda ve bildiri yayınlama kurallarına uymakta çok hassas ve dikkatli davranır.

b- Bu Tüzükte açık hüküm bulunmayan durumlarda 5253 Sayılı Dernek yasası ile Türk Medeni Yasası hükümleri uygulanır.

MADDE - 31 Derneğin Kurucuları


1-Yavuz BALLIK - Bebek Çamlıbahçe Vezirköprü Sk. Mine Apt.No:8/6 İST.
2-Yavuz YAMAN - Bomonti İzzet paşa cd. No:22/11 İST.
3-Sabri TIĞLI - Buhar Sk.32/8 Kartaltepe Bakırköy/İST.
4-Sabahattin ÇELENLİGİ - Balmumcu Bestekar Şevki Bey Sk.No:5/12Beşiktaş/İST.
5-Demir ÜLKÜ - Abbas Ağa Mh.Sallamece Sk.No.27 İST.
6-Enver TURAN - Uzun Çayır Sk. 16/14 Göztepe/İST.
7-Kadir BİLİCİ - Göztepe Kayışdağı Cd. Gazi Muhtar Paşa Sk. İST.

MADDE - 32 Geçici Madde


İş bu tüzük 32 maddeden ibaret aşağıda isimleri geçen kurul tarafından hazırlanıp tüzük değişiklik önerisi olarak genel kurula sunulmuştur. Dernek büyük genel kurulunca kabulü tarihinde yürürlüğe girer ve derneğin organları tarafından uygulanır.


Remzi ŞEN
GENEL BAŞKAN
ORÇUN ŞEKERCİOĞLU
GENEL BAŞKAN VEKİLİ
MURAT BAL
GENEL SEKRETER
İSMET ÇETİNKAYA
GENEL MUHASİP
MEHMET ÇAMUR
TEŞKİLATLARDAN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
KUBİLAY SALİH VATANDAŞ
YEREL YÖNEİMLERDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
FEYYAZ HÜRCAN ESGİOĞLU
SİYASET ve BÜROKRASİDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
HÜSEYİN SEL
İŞ DÜNYASI ile İLİŞKİLERDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
RAHMİ SEZER
SANAT ve KÜLTÜREL İŞLERDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
GÖKHAN YÜKSEL
GENÇLİK KOLLARINDAN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
NÜKET AYDIN
KADIN KOLLARINDAN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
EKREM UYGUN
PROJE ve ETKİNLİKLERDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
KUDRET KAYRAN
EKONOMİ ve FİNANSTAN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
ŞERAFETTİN AY
EĞİTİM ve AR-GE DEN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
ORHAN ORTAKÇI
TANITIM ve MEDYADAN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
NİHAT SEZER
SOSYAL İŞLERDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI

GÖKÇE GÜVENÇ KARTAL
Yönetim Kurulu Üyesi
ONUR GEMİCİ
Yönetim Kurulu Üyesi
OSMAN TELLİOĞLU
Yönetim Kurulu Üyesi
RECEP ÖZDEMİR
Yönetim Kurulu Üyesi
SALİM ÖZTÜRK
Yönetim Kurulu Üyesi
MUZAFFER TAŞ
Yönetim Kurulu Üyesi
NEVİN ÇALIŞKAN
Yönetim Kurulu Üyesi
ŞEREF SARIKAYA
Yönetim Kurulu Üyesi
HÜSEYİN ÇETİN
Yönetim Kurulu Üyesi
ULAŞ ÇOBAN
Yönetim Kurulu Üyesi
NECATİ GÜRSU
Yönetim Kurulu Üyesi
ERCAN ERSOY
Yönetim Kurulu Üyesi
ŞAHİN ÖZDEMİR
Yönetim Kurulu Üyesi

YÖNETİM KURULU YEDEK ÜYELERİ

HAMİDE ERTAŞ
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
RAHİME ÇANKIR
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
ÖMER ULUYURT
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
KAMİL KURU
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
ZEKİ AYDOSLU
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
MURAT SCHMİDT
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
MEHMET AKIN
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
FAHRETTİN ÖZDEMİR
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
BÜŞRA GÜVEN
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
TAMER ERDEM ÖZLÜ
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
MURAT GÜNAY
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
TURGUT DANACI
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
CEMRE DEMİR
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
TÜRKAN KEBECİ
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
ARZU YÜKSEL
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
NURAY ÖZBEK
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
HASAN OSMANCIOĞLU
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
ENES ASLAN
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
MUHAMMED MAT
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
AYSUN KOLTUK
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
YUNUS KARTAL
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
CEM SUCUOĞLU
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
GÖKHAN DEMİR
Yönetim Kurulu Yedek Üyesi

DENETİM KURULU ÜYELERİ

YAŞAR KIZILKUM
Denetim Kurulu Üyesi
MUSTAFA GÖKGÖZ
Denetim Kurulu Üyesi
SELAHATTİN MİLDAN
Denetim Kurulu Üyesi

DENETİM KURULU YEDEK ÜYELERİ

AHMET ÇELEBİ
Denetim Kurulu Yedek Üyesi
HÜSEYİN KARA
Denetim Kurulu Yedek Üyesi
MUSTAFA OĞUZ
Denetim Kurulu Yedek Üyesi

DİSİPLİN KURULU ÜYELERİ

KEMAL TURGUT
Disiplin Kurulu Üyesi
FİKRİ AYTEKİN
Disiplin Kurulu Üyesi
BAYRAM AKKAYA
Disiplin Kurulu Üyesi
AHMET ÖZSOY
Disiplin Kurulu Üyesi
SEZGİN ATICI
Disiplin Kurulu Üyesi

DİSİPLİN KURULU YEDEK ÜYELERİ

FARUK YILMAZER
Disiplin Kurulu Yedek Üyesi
BAYRAM AKGÜN
Disiplin Kurulu Yedek Üyesi
MURAT ÇAKIR
Disiplin Kurulu Yedek Üyesi
SELİM DEMİRÖRS
Disiplin Kurulu Yedek Üyesi
ADALAR
Başkan: İSMAİL ÇELTİKÇİ
İletişim: 212 000 00 00
ARNAVUTKÖY
Başkan: EMRAH GÜRSU
İletişim: 212 000 00 00
ATAŞEHİR
Başkan: LEVENT PENCERECİ
İletişim: 212 000 00 00
BAĞCILAR
Başkan: MAHİR KARAKAŞ
İletişim: 212 000 00 00
BAHÇELİEVLER
Başkan: YAŞAR KARTAL
İletişim: 212 000 00 00
BAKIRKÖY
Başkan: YALÇIN AKKAYA
İletişim: 212 000 00 00
BAYRAMPAŞA
Başkan: ERCAN ALİOĞLU
İletişim: 212 000 00 00
BEYKOZ
Başkan: ŞABAN CAN
İletişim: 212 000 00 00
ESENLER
Başkan: SÜLEYMAN ÇALIK
İletişim: 212 000 00 00
ESENYURT
Başkan: NURİ UÇAR
İletişim: 212 000 00 00
FATİH
Başkan: ORHAN KÜLLÜOĞLU
İletişim: 212 000 00 00
GAZİOSMANPAŞA
Başkan: SİBEL ATA
İletişim: 212 000 00 00
GÜNGÖREN
Başkan: KEMAL KEBAPÇI
İletişim: 212 000 00 00
KAĞITHANE
Başkan: BAHATTİN ÜRÜNDÜ
İletişim: 212 000 00 00
KARTAL
Başkan: MURAT KABAOĞLU
İletişim: 212 000 00 00
KÜÇÜKÇEKMECE
Başkan: YILMAZ CAN
İletişim: 212 000 00 00
MALTEPE
Başkan: AHMET ÖZTÜRK
İletişim: 212 000 00 00
PENDİK
Başkan: SATI KÜLFETOĞLU
İletişim: 212 000 00 00
SANCAKTEPE
Başkan: SÜFYAN HELVACIOĞLU
İletişim: 212 000 00 00
SULTANBEYLİ
Başkan: MERCAN HÜSEYİN DEMİRCAN
İletişim: 212 000 00 00
SULTANGAZİ
Başkan: RAHMİ DEMİR
İletişim: 212 000 00 00
ŞİŞLİ
Başkan: İBRAHİM GENÇ
İletişim: 212 000 00 00
TUZLA
Başkan: SADIK ARSLAN
İletişim: 212 000 00 00
ÜMRANİYE
Başkan: MUAMMER FAKİ
İletişim: 212 000 00 00
ZEYTİNBURNU
Başkan: NİHAT ŞEREF
İletişim: 212 000 00 00

KASTAMONU TARİHÇESİ


Kastamonu’nun, arkeolojik bazı kazı ve yüzey araştırmaları sonucunda Paleolitik dönemden günümüze kadar kesintisiz bir kronolojiye sahip olduğu görülür. Anadolu arkeolojisi içerisinde bölge üzerine pek araştırma olmaması nedeniyle Kastamonu üzerine bilgiler de özellikle erken dönemler için çok yetersizdir. Kısıtlı sayıdaki yüzey araştırması ve kazı çalışmasına bakarak elde edilen veriler ise bölge arkeolojisinin Anadolu tarihi açısından yine de önemli olduğunu vurgular. Yapılan araştırmalar bölgenin Paleolitik dönemle birlikte neolitik, kalkolitik ve erken tunç dönemlerine kadar kesintisiz bir yerleşime sahne olduğunu gösterir.
Bu çağların sonrasında, M.Ö. II. Bin Anadolu tarihi coğrafyasına bakıldığında Kastamonu ve çevresinde Pala ve Tummana adı verilen kavimlerin yerleşik olduğu görülür. Bu kavimlerin kullandığı dile Palaca adı verilirken, çivi yazısı formatındaki yazılarını içeren çok az sayıda kil tablete de Hitit arşivlerinde rastlanmıştır. Büyük ihtimalle Transkafkasya kökenli olan bu kavimler yakın akrabaları olan Hititler ve Luwiler ile aynı çağlarda Anadolu’ya gelmiş ve bu bölgeye yerleştikleri düşünülmektedir.




TAPRAMMİ’NİN SIRRI


MÖ II. Binin sonlarında bölgedeki Hitit varlığı Kastamonu’nun Devrekani ilçesi sınırlarındaki Kınık kazısı ile ortaya konmuştur. Buradan elde edilen gümüş sanat eserleri klasik Hitit sanatının özelliklerini yansıtırken, kazılarda bulunan diğer arkeolojik buluntular da bölgenin Erken Tunç (M.Ö. 3000) döneminden itibaren iskân edildiğini gösterir.
Kınık kazıları, Hitit kültürünün somut kanıtlarını Kastamonu’da ortaya koyarken bir yandan da bu kazılarda bulunan özel bir metal kap sayesinde de önemini ortaya koydu. Taprammi Çanağı adı verilen üzerinde kabartma şeklinde av sahneleri bulunan kap, ismini üzerindeki Hitit hiyeroglifleri ile yazılmış “Taprammi” kelimesinden alır. Bu kelime bir isim olmakla beraber, bu ismin Hitit’in başkenti Hattuşa’da çok önemli bir tüccara ait olduğu da vakit geçmeden belirlendi.
Hititlerin yıkılmasıyla bölge bir müddet Phryg hakimiyeti altında kalıp, daha sonra Kastamonu sırasıyla Lydia, Pers, Helen ve Pontus Devletlerinin denetimine girer. Gnaeus Pompeus Magnus tarafından Roma İmparatorluğuna dahil edilen bölge, Bizans hakimiyeti sonrasında MS 1211 tarihinden itibaren kesin olarak Türk İslam bayrağını taşır.



PAPHLAGONİA (PAFLAGONYA) VE HOMEROS'UN İLYADASI'NDA PAPHLAGONİALILAR


M.Ö. 1200’lü yılların sonlarına doğru Hitit Devleti yıkılırken Anadolu, özellikle Balkanlar’dan gelen Trak Kavimlerinin tarafından istila edilmişti. Bu Tak kabilelerinden olan ve özellikle Eskişehir Afyon dolaylarında hâkimiyeti bilinen Frigler Kastamonu bölgesinde de siyasal bir güç olmayı başarmışlardı. M.Ö. 7. Yy’da Kimmer istilasına maruz kalan bölge, daha sonra Lydia kralı Alyettes’in Kimmer tehlikesini ortadan kaldırması ile kral Kroissos döneminde ( M. Ö. 561-546 ), Lydia egemenliğine girmiştir. M.Ö. 546 yılından itibaren ise bölgede Pers hâkimiyeti başlar.
M.Ö. I. Bin olarak anılan çağla birlikte Kastamonu Bölgesi Paphlagonia olarak adlandırılır. Bu bölgenin halkı açık olmamakla birlikte batıdan yani Balkanlar’dan gelmiş bir Thrak boyunun uzantısı olduğu düşünülebilir. Antik tarihçilerden Ksenphon Paphlagonia bölgesinde“Kotys” adlı bir liderden söz eder ki, bu isime Thrakialılar arasında sık rastlanır. Ancak, Thrak göçlerinden etkilense bile bölge, halkının önemli bir bölümünün bu bölgede M.Ö. II. Binyılda yaşadığı bilinen Palaların devamının olması daha da mümkün görünmektedir.
Yazılı kaynaklarda Paphlagonia ve Paphlagonia Bölgesinden ilk bahsedilen yer ünlü ozan Homeros’un Troya Savaşını anlattığı İlyada adlı eseridir. Homeros bu eserinde Paphlagonialıları Pylamenes ve oğlu Harpalion önderliğinde Akhalara karşı Troyalıların saflarında savaşan onurlu bir halk olarak gösterir.
Anadolu’da başlayan Pers hakimiyeti ile Papahlagonia Phrygia satraplığına bağlanmıştır. Aynı yıllarda yani M.Ö. 6. yy’da bölgenin kıyı kesimleri Ionia Bölgesi şehri olan Miletos tarafından kolonize edilmeye başlamıştır. M.Ö. 333 yılına gelindiğinde Büyük İskender yönetimi altına giren bölgede M.Ö. 298 yılında Ktistes Mitridates tarafından Pontus Devleti kurulmuştur.



GÜN YÜZÜNE ÇIKAN ANTİK BAŞKENT, POMPEIOPOLIS


Antik dönemin başlarında “Paphlagonia” olarak adlandırılan Kastamonu ve bölgesinde M.Ö. 65-64 yıllarından itibaren Roma hakimiyeti yaşanmaya başlar. Roma bölgenin kültür dokusuna nüfuz edemese de kendini bölgenin metropolisi yani başkentliğini de yapan Taşköprü’deki antik Pompeiopolis kentinde gösterir.
Bu antik kent M.Ö. 64 yılında kurulmakla birlikte en güçlü zamanını Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un damadı olan Klaudius Severus’un valilik yaptığı dönemde (M.S II. yy) yaşamaya başlar. Bu yöneticiyle birlikte Pompeiopolis başkent konumuna yükselir. Kent, Paphlagonia Bölgesinde “Metropolis Sebaste” yani Paphlagonia’nın ana ve kutsal şehri konumunda anılmaya başlar.
M.S. 150–300 yılları arasında başkentliği devam eden kentin M.S. 325’ler itibariyle piskoposluk olarak temsil etmesi bölgede Hıristiyanlığın yayılmaya başladığını göstermektedir. M.S 536–553 yıllarında başpiskoposluğa yükselen kent M.S 13. yy’a kadar piskoposluk listelerinde var olmaya devam etti.
Antik kentte son iki sezondur Münih Üniversitesi’nden Prof. Dr. Latife Summerer başkanlığındaki uluslararası bir ekip tarafından arkeolojik kazı çalışmaları sürdürülmektedir. Antik kentin ana yapısının belirlenmesine yönelik yapılan kazı çalışmaları içindeki jeofizik çalışmalarında şu ana dek, hamam, agora (Pazar alanı-forum), iki adet tiyatro ve bir adette İmparator Augustus’a ait olduğu düşünülen bir tapınak yapısı belirlendi.



CASTAMON’DAN KASTAMONU’YA


Kastamonu ismine ilişkin bilimsel bir etimolojik çalışma yapılmamıştır. Kentin ismine dair birkaç farklı görüş olsa da günümüzde Bizans Döneminde bölgede hüküm süren Komnen Sülalesine atfen bulunan isimlendirme akla yakın gelmektedir. Bu isimlendirme kökeni ise Komnenlerin Kalesi anlamına gelen Kastra-Komnen olmasına karşın aynı sülale dönemi yazılı kayıtlarında Kastamonu, Castamon olarak görülür.
M.S. 11–12 yüzyıl Bizans kaynaklarında Kastamonu kenti ilk olarak Castamon olarak anılmaya başlar. Bu dönemde Bizans İmparatorluk ailelerinden Komnenoiler’e ait tahkimatlı bir yerleşim olarak karşımıza çıkan kent, 1084 yılı ile itibariyle Emir Kara Tigin Bey komutasındaki Türklerin eline geçer. Bu tarih ile Türklerle tanışan Kastamonu, 1211 yılına kadar Bizans ve Türklerin arasında sürekli el değiştirir.
1211-1212 tarihi ile birlikte Kayı Boyundan olan Emir Hüsameddin Çoban Bey tarafından bölge tamamen Türk hâkimiyetine geçirilir ve böylece Kastamonu’da Çobanoğulları Beyliği kurulur. Yaklaşık olarak 1295’li yıllara kadar hüküm süren bu beylikten sonra, Eflâni tımarına bağlı Şemseddin Yaman Candar tarafından yine Kastamonu merkezli Candaroğulları Beyliği kurulur. Bu dönemde kent bir ilim ve sanat merkezi haline gelerek, dönem Türk-İslam dünyası içerisinde saygın bir konuma yükselir. 1461 tarihine gelindiğinde Fatih Sultan Mehmed, beyliği Osmanlı Devleti sınırlarına katarak önemli bir sancak haline getirir.
Osmanlı imparatorluğu döneminde, idari taksimat bakımından, geçmişten gelen bir yönetim merkezi olma özelliğini sürdüren Kastamonu Sancağı, doğuda Samsun, batıda İzmit, güneyde Kalecik ve kuzeydeki doğal sınırı olan Karadeniz sahili ile imparatorluğun geniş bir eyaleti olarak, cumhuriyete kadar bir idari merkez konumunu sürdürmüştür. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte yapılan yeni değişikliklerle Kastamonu 12 ilçe ile birlikte, bir il olma özelliğini korumuştur.




MİLLİ MÜCADELE’DE ANITSALLAŞAN BİR KENT


Çanakkale Savaşları ile birlikte Milli Mücadele’de de çok önemli rol oynayan Kastamonu, bu savaşın kazanılmasında önemli bir etken olan İnebolu-Ankara lojistik hattında, İnebolu mavnacılarından başlayarak, kağnı kollarını çeken Şerife Bacılar, Halime Çavuşlar, Necibe Nineler ve 10 Aralık 1919 tarihinde Anadolu’nun ilk kadınlar mitingini yapan kadınlarına kadar anıtsallaşan isimlere ve efsaneleşen olaylara da imza atmıştır.
Çanakkale Savaşlarından başlayarak Milli Mücadele yıllarında artarak devam eden Kastamonu insanının göstermiş olduğu yararlılıkları, Mustafa Kemal Atatürk 1925 yılı 24 Ağustos tarihinde Kastamonu İnebolu ilçesinden başlatmış olduğu “Şapka ve Kıyafet İnkılabı” ile onurlandırmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu devrimi gerçekleştirme yerindeki seçimi; milletini seven geleneklerine bağlı ve ilerici Kastamonu ve Kastamonu halkının arasında olması ise asla tesadüfi değildir.
Türkiye’de bir ilk ve tek olarak T.B.M.M. tarafından 9 Nisan 1924 tarihinde İnebolu ilçemiz Mavnacılar Loncasına verilmiş olan Beyaz Şeritli İstiklal Madalyası ve Vesikası’da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ilimize vermiş olduğu yüksek onurlardan bir diğeridir.



COĞRAFİ YAPI


Kastamonu ili Batı Karadeniz bölgesinde 41 derece 21' kuzey enlemi i!e 33 derece 46'doğu boylamları arasında yer alır. Deniz seviyesinden yüksekliği 775m.dir. Yüzölçümü 13.108,1 km²dir. Bu ülke topraklarının %1,7’syxini oluşturur. Kastamonu İli çoğunlukla engebeli arazilerden oluşmaktadır, ilin kuzeyinde Batı Karadeniz Dağları bulunmaktadır. Karadeniz sahiline paralel olarak İsfendiyar (Küre) Dağları il merkezinin kuzeyinde, güneyinde ise yine doğu batı uzantılı Ilgaz dağları yer alır.
Türkiye’nin Karadeniz’e doğru uzanan çıkıntısının büyük bölümünü kapsar. Doğuda Çatalzeytin ilçesinin Sinop ile birleştiği noktadan, batıda Kerempe burnuna kadar kıyı düz bir şerit halinde uzanır. Kerempe Burnunda bariz bir çıkıntı meydana getirerek güney batı doğrultusunda Bartın il sınırına kadar kıyı devam eder. Karadeniz’e olan bu kıyının uzunluğu 170 km’dir.
Kastamonu’nun yüzölçümünün %74,6’sı dağlık ve ormanlık, %21,6’sı plato ve %3,8’i ovadan oluşur. Dağılımdan da anlaşılacağı gibi ilin tarıma elverişli geniş alanları yoktur. Ancak vadiler etrafında küçük ovalar göze çarpar. Bunlardan önemlileri Daday ve Taşköprü ovalarını içine alan Gökırmak ile Tosya tarım alanını kapsayan Devrez Vadileridir. Ayrıca Araç Cide ve Devrekani çay yatakları çevresinde de ekim ve dikime elverişli alanlar bulunmaktadır.
Münferit olarak Yaralıgöz Dağı (1985m.), Göynük Dağı (1770m.), Dikmen Dağı (1471m.), Kurtgirmez Dağı (1450 m.) ,Güruh Dağı (1493m.), Ballıdağ {1400 m.), lsırganlık Dağı, Harami Dağı ve Elek Dağı önemli yükseltileri teşkil etmektedir. İlin güneyinde ise Ilgaz Dağları uzanmaktadır. Bu Dağlar yüksek ve devamlıdır. Kuzeyde Gökırmak ve Araç Çayı, güneyde ise Devrez Çayı vadileri ile sınırlanmıştır. En yüksek noktası Çatalılgaz tepesi (2565m.) dır.



NÜFUS VE YERLEŞİM


Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2012 Nüfus Sayımı Sonuçları”na göre Kastamonu’nun genel nüfusu, 359 bin 808, il merkezi nüfusu ise 96,217´dir.

Kastamonu genelinde toplam 20 ilçenin 15’nin ilçe merkezinde nüfus artarken 5 ilçe merkezinde (Ağlı, Çatalzeytin, Devrekani, Seydiler, Şenpazar) nüfusun azaldı. En fazla artış Kastamonu merkez (2.870 kişi), İhsangazi (345 kişi) ve Küre (263 kişi) ilçe merkezlerinde iken en fazla azalış Çatalzeytin (117 kişi), Devrekani (104 kişi) ve Seydiler (66 kişi) ilçe merkezinde oldu.

2012 yılında Kastamonu’da kilometrekareye 27 kişi düşerken (72.sırada) , Türkiye’de 98 kişi düşüyor. Türkiye’de nüfus artış hızı binde 12 iken Kastamonu ilinde ise bu oran binde 0.1 oldu. Ayrıca Türkiye genelinde nüfus sıralamasında Kastamonu 81 il içerisinde 50. sırada yer aldı.
1927'de Kastamonu'da nüfus yoğunluğu km²'de 23 kişi iken,1980'e değin yalnızca 11 kişi artarak 34 olmuştur. Aynı dönemde Türkiye ortalaması ise 18'den 58'e çıkmıştır. Kastamonu nüfusunun zaman içindeki gelişmesi incelendiğinde, her dönemde nüfusun ülke ortalamasından daha yavaş geliştiği, özellikle 1950'den sonra nüfusun bazı dönemlerde azaldığı görülmektedir. 1940'larda başlayan il dışına göç hareketi il nüfusunun gelişimini ve doğurganlık düzeyini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu nedenle il nüfusunun artış hızı 1950'den sonra tümüyle göçlerle belirlenmiştir. Nitekim I927'de 336.501 olan il nüfusu 23 yıl içinde yalnızca % 22 oranında artarak 1950'de 412.016'ya ulaşmıştır. Aynı dönemde ülke nüfusundaki artış ise % 53 dolayında gerçekleşmiştir.
1950'yi izleyen 30 yıl içinde ülke nüfusu bir patlamayla % 116 oranında artarken, Kastamonu nüfusu yalnızca % 9 oranında büyümüştür. İlde nüfusun 1950–1955 ve 1970–1975 dönemlerinde ise mutlak olarak azaldığı görülmektedir. 1950–1955 arasındaki nüfus yitimi asıl olarak ildeki yönetsel değişikliklerin bir sonucudur. 1950 sayımına göre nüfusu 29.910 olan Kargı İlçesi, 1953'te Çorum İli'ne bağlanmıştır. Bu nedenle, 1955 Genel Nüfus Sayımı'nda Kastamonu nüfusu bir önceki döneme göre azalmıştır. İl nüfusunda 1970–1975 döneminde görülen azalma ise il dışına yönelen göçlerin iyice yoğunlaşmasının bir sonucudur. İl nüfusu 1970'te 1950'ye oranla % 8 oranında artmışken, 1975'te bu oran % 6'ya düşmüştür. Ancak 1975'ten sonra görece büyük bir nüfus artışı gerçekleşmiş ve 1950–1980 döneminde il nüfusunun artış oranı % 9 olmuştur. Genel olarak il nüfusunda 1927–1980 döneminde gerçekleşen büyüme % 34 dolayında kalmış, bu dönemde ülke genel nüfusu ise % 228 oranında artarak 3,5 katına ulaşmıştır.
Nüfus göç nedeni, ilin yavaş gelişmesinin en ün ekonomik yapısının il nüfusuna yeterli iş olanakları yaratmaması ve nüfusun önemli bir bölümünün iş bulmak amacı ile başka illere göç etmesidir. Ancak bu tek neden değildir. Kastamonu'da kaba doğum hızı da (binde 34,1) ülke geneline oranla (binde 42,3) düşük bir düzeydedir 11 dışına göç olgusunun özellikle 1970'lere değin aralıklı olarak "aile reisi göçü" biçiminde gerçekleşmesi ailelerin bölünmesine, bu nedenle de doğurganlığın yapay olarak düşmesine yol açmıştır. İlde kaba ölüm hızı da (binde 14,4) ülke ortalamasından (binde 13,9) yüksektir. Kaba doğum hızının ülke genelinden az oluşu, buna karşın kaba ölüm hızının yüksekliği, ilde nüfusun doğal artış hızının (binde 20) ülke ortalamasının (binde 28) gerisinde kalmasına neden olmuştur.

Nüfusun gelişmesi 5 yıllık dönemlere göre, yıllık ortalama artış hızları açısından, ülke ortalamaları ile karşılaştırmalı olarak incelendiğinde, Kastamonu'da nüfus artış hızının her zaman ülke ortalamalarının hayli altında olduğu görülür.
1935–1940 arasında ülke genelinde binde 17 olan nüfus artış hızı, II. Dünya Savaşı yıllarına rastlayan 1940–1945 döneminde binde 10,6'ya düşerken, Kastamonu' da söz konusu dönemlerde binde 4,7'den binde 8,2'ye yükselmiştir. II. Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarda, ülke çapında gerçekleşen nüfus patlamasının etkisi ile Türkiye genelinde nüfus artış hızı çok yüksek bir değere ulaşmışken, Kastamonu' da nüfusun azalması, nüfus artış hızının binde 9,1 olmasına neden olmuştur. 1955–1960 döneminde Kastamonu'da nüfus artış hızı (binde 16,6) ülke genelinde (binde 28,5) de olduğu gibi en üst düzeyine ulaşmıştır. İlde nüfus artış hızı, 1960'tan başlayarak il dışına yönelen göç hareketinin il nüfusunun gelişimini olumsuz yönde etkilemesi ile giderek azalmıştır. Öyle ki, 1970–1975 döneminde nüfus artış hızı binde 3,8 olmuş, yani il nüfusu mutlak olarak azalmıştır. 1975'ten sonra göç hareketinin yavaşlamasıyla, ilin nüfus artış hızı yükselerek binde 5,9'a çıkmıştır. Ülke genelinde ise nüfus artış hızı, 1975'e değin her dönemde binde 25 dolayında gerçekleşmiş, 1975–1980 döneminde ise binde 20,7 olmuştur.
İlde nüfus artış hızının her dönemde ülke ortalamasının altında olması il nüfusunun ülke toplam nüfusu içindeki payının giderek azalmasına yol açmıştır. Nitekim 1927'de ülke nüfusunun binde 24'ü Kastamonu'da otururken, bu oran 1940'ta binde 20'ye, 1960'ta binde 16'ya, 1980'de ise binde 10'a gerilemiştir.
Nüfus varlıkları ve yoğunlukları ilçeler düzeyinde incelendiğinde, ilde en büyük nüfus varlığının Merkez ilçe’de olduğu görülmektedir. Merkez İlçe'nin nüfusu Cumhuriyet'in ilk yıllarından başlayarak hep 50.000'in üstünde olmuştur. 1944'te yapılan yönetsel değişiklik ile Devrekâni Bucağı Merkez İlçe'den ayrılıp ilçe merkezi olmuştur. Bu gelişme, Merkez ilçe’nin 1927'de 63.000 olan nüfusunun, 1950'de 58.000'e düşmesine yol açmıştır.
İl dışına göç olgusu, ilin öbür ilçelerinde olduğu gibi Merkez İlçe'de de nüfus artışının sınırlı düzeyde kalmasına yol açmıştır. İlçenin nüfusu 1960'ta 1950'ye oranla % 10 artmışken bu oran 1970'te % 36 olmuştur, Merkez İlçe'de 1980'de km²'ye 46 kişi düşüyordu.

KÜLTÜR VE TURİZM


Türkiye'nin cennet köşelerinden biri olan Kastamonu, büyük şehirlerin gürültüsünden kaçmak isteyenlerin sığınabilecekleri bir huzur bölgesi, panoramik dağlarıyla, yemyeşil ovalarıyla, zümrüt sahilleriyle, zengin kültürel varlıklarıyla bir çok alternatifler sunan bir tatil beldesidir.
Eski bir yerleşim alanı olduğu bilinen Kastamonu yöresi MÖ.18.yy.da Gas'ların yurdu olmuş, zamanla Hititler, Firigler, Kimmerler, Lidyalı'lar, Pers'ler, Pontuslular, Romalılar ve Bizanslıların yönetimine geçmiştir. Romalıların bu yörede kurduğu Paflagonia isimli eyaletin merkezi olan pompei-polis höyüğü bugünkü Taşköprü ilçesinde bulunmaktadır. Bizans hanedanı komenoslar tarafından yapılan ve Kastamonu şehrinin tarihsel çekirdeğini oluşturan Kastamonu kalesi görkemli görüntüsüyle ziyaretçileri asırlardır selamlamaktadır.
Kastamonu geleneksel Türk evi ve yakın dönem Osmanlı mimarisi örneklerinin yoğun olarak bulunduğu ender illerdendir. Kentsel sit kapsamına alınmış olan Kastamonu, Taşköprü, İnebolu, Küre ve Abana'nın eski mahalleleri ve yapıları ziyaretçilerde nostalji ve hayranlık uyandırır.
Milli mücadele sırasında lojistik destek açısından en güvenilir bölge olan Kastamonu İnebolu limanından Ankara'ya erzak, cephane ve insan akışında büyük yararlılıklar göstermiştir. Kurtuluş savaşında en fazla şehit veren üçüncü il olan Kastamonu 'nun Araç ilçesi ise nüfus bazında en çok şehit veren yurdumuzun tek ilçesi olarak tarihin altın sayfalarında yerini almıştır.
Kastamonu'nun sahip olduğu bu zengin tarihi ve kültürel mirası kadar bir diğer zenginliği de harikulade tabiatıdır. Başta Ilgaz Dağı Milli Parkı dağcılık sporları için mükemmel bir merkezdir. Zengin orman örtüsü, çeşitli yaban alabalığı ile görenlerin unutamayacağı özelliklere sahiptir. Kastamonu'nun 40 km. güneyindeki Ilgaz Dağı kayak merkezi kış aylarında büyük rağbet görmektedir.
Kastamonu'nun bitki örtüsü ve peyzaj açısından çok zengin yaylaları da vardır. Daha ziyade Araç, Çatalzeytin ve Bozkurt ilçelerinde bulunan bu yaylalar yaz aylarında tatillerini şehir dışında geçirmek isteyenler için önemli bir turizm kaynağıdır. Pınarbaşı ilçesinde vahşi doğasıyla Varla Kanyonu ve Türkiye'nin en derin dördüncü mağarası olan Ilgarini, kampçılar ve maceracılar tarafından keşfedilmeyi beklemektedir.
Kastamonu Karadeniz'de kirlenmemiş, betonlaşmamış 135 km. kıyı bandıyla deniz, kum ve güneş arayanlara da hitap etmektedir. Bu yılı bandında çok sayıda doğal kumsal ve bunların ardından yoğun bir orman örtüsü bulunmaktadır. Çatalzeytin'deki Ginolu ile Cide'deki Giderus koyları Karadeniz'in en güzel koylarıdır.

Kaynak: Kastamonu Valiliği Resmi İnternet Sitesi




ABANA


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Abana’nın doğusunda Çatalzeytin ilçesi, güney ve batısında Bozkurt ilçesi, kuzeyinde de Karadeniz yer almaktadır. İlçenin kuzeyinde dar bir kıyı şeridi, doğu-batı yönlerinde de Küre Dağlarının kuzey etekleri bulunmaktadır.İlçenin büyük bir bölümü ormanlık ve kayalıktır..Batısında Ezine ve İlişi ,doğusunda Hacıveli ve Kuğu Çayları dik yamaçları ve kanyonları geçerek Abana çevresinde denize dökülürler.
İl merkezine uzaklığı 98 km.dir.Yüzölçümü 33 km2 olup, toplam nüfusu 3.523’tür.İlçede Karadeniz İklimi hakimdir. Yazları sıcak, kışları ise ılık geçmektedir.Her mevsim yağış almaktadır.
İlçenin ekonomisi, tarım, hayvancılık, turizm ve balıkçılığa dayalıdır. Tahıl üretiminin dışında genellikle bağcılık, meyvecilik yapılmaktadır. Tarımsal üretimin dışında ilçe halkının gelir kaynaklarını küçük ölçekli orman ürünleri imalatından sağlanmaktadır.Ayrıca Kastamonu’nun en büyük sanayi kuruluşlarından Abana Elektromekanik Sanayii burada kurulmuştur. Doğal plajları ve Abana Tatil Köyü ile ilçenin ekonomisine katkıda bulunmaktadır.

Abana’nın, Kuzey Anadolu yerleşim yerlerinden biri olduğu sanılmakla beraber bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Tarihi kaynaklarda, eski isminin Abonou Teikhes olduğu ve Abonou Hisarı, Aben Hisarı anlamına geldiği belirtilmektedir.Bu ismin MÖ.2000 yılında Luwi dilinden geldiği iddia edilmekle beraber, bu iddia kesinleşmemiştir.
İlçenin tarihinin Kastamonu ile beraber olduğu sanılmaktadır. Buna göre; yörede en eski yerleşim yeri ilçenin doğusundaki Hacıveli Köyü olduğu belirtilmektedir.Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve 1392 yılında Kastamonu Osmanlı topraklarına katılmıştır.Ankara Savaşı’ndan(1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur.Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
Osmanlı döneminde Kastamonu iline bağlı bir Kadılık idi.Şemsettin Sami Kâmüsü’l Âlâm’da Abana’nın, Sinop’un İstefan(Ayancık) kazasına bağlı bir nahiye olduğunu belirtmiştir.
Abana 1871 yılında nahiye olmuştur.Daha sonra 1945 yılında ilçe yapılmıştır.Sekiz yıl sonra,21 Aralık 1953’te, Abana kaza merkezi 6203 Sayılı kanunla Bozkurt’a nakledilmiştir. Daha sonra 1955 yılında belediye teşkilatı kaldırılmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin 27.06.1967 tarihinde bu kanunun tümünü iptal etmesi ile 1968 yılında tekrar ilçe olmuştur.
İlçenin güneyindeki Iğrava ve yukarısındaki Karabalçık mağarası, doğusunda bir zamanlar korsanlara barınaklık yapan Hacıveli Koy’u ve Siyelik Kayaları doğal güzellikleridir.


AĞLI


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Ağlı’nın doğusunda Seydiler, batısında Azdavay, kuzeyinde Küre ve güneyinde de Daday ilçeleri bulunmaktadır. İlçe toprakları dağlar arasında dar bir vadide ormanlık bir bölgede kurulmuştur. Küre dağları üzerinde yer alan ilçenin deniz seviyesinden yüksekliği 1.100 m.dir. İl merkezine 50 km. uzaklıkta olup, toplam nüfusu 4.066’dır.
İlçenin doğal bitki örtüsünü ormanlar ve tahıllar oluşturmaktadır. Ormanlarda genel olarak çam, köknar, meşe, çetir, kavak ve söğüt gibi ağaçlar bulunmaktadır. Ağlı’da, bir yılda üç mevsim yaşanır. Kış mevsimi Kasım ayında başlar, Nisan ayı sonuna kadar devam eder. Kar erken yağar ve geç kalkar. Yazlar ılık, yağmurlu; kışlar sert ve kar yağışlıdır. Çevrenin ormanlık ve dağlık oluşu soğukları önlemektedir.
İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında arpa ve buğday gelmektedir. Az miktarda da fiğ yetiştirilir.
İlçenin İlkçağ tarihi ile ilgili kesin bilgi bulunmamakla beraber, M.Ö. 1100-700 yılları arasında Kastamonu ve çevresinde Paflagonialıların egemenlik kurdukları bilinmektedir. Fryglerin bir kolu olan Pafloganialılar bu bölgeye kendi adlarını vermişlerdir. Yörede Bizanslılar, Danişmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olmuş, Ağlı uzun süre Bizans egemenliği altında kalmıştır. Ağlı ve yöresi 1106 yılında Danişmendlerin eline geçmiştir. Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve 1392 yılında Kastamonu Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
İlk kez Ağlı Kalesi yakınlarında Eski Pazar denilen yerde kurulmuş, bugünkü ilçe merkezine 1905 yılında nakledilmiş, 1918 yılında da Belediye teşkilatı kurulmuştur. 1990 yılında da Kastamonu’ya bağlı ilçe konumuna getirilmiştir.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında Ağlı Kalesi, Paphlagonia mezarları, Bizanslılar dönemine tarihlenen sarnıçlar bulunmaktadır. Ayrıca ilçede Bizanslılar tarafından kilise olarak kullanılmış doğal mağara vardır.


ARAÇ


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı olan Araç’ın kuzeyinde Daday, doğusunda Merkez ilçe, güneyinde Çankırı, batısında da Zonguldak ili yer almaktadır. Dağlık bir alanda yer alan ilçenin kuzeyinde Küre Dağlarının uzantıları bulunmaktadır. İlçenin doğu-batı doğrultusunda uzanan bu dağlar 1000-1500 m. yüksekliğinde platolar oluşturduktan sonra güneye doğru alçalır. İlçenin güneyindeki Ilgaz Dağları (2.404 m.) ve batısında da Dikmen Dağları bulunmaktadır. İlçe topraklarını sulayan Araç Çayı, Ilgaz ve Küre Dağları arasındaki çöküntü alanı içerisindeki vadide akar. Ilgaz Çayı ismi ile tanınan bu akarsu Araç ilçesinden geçerken Araç Çayı ismini alır. İlçe sınırları içerisindeki bütün akarsuları Araç Çayı ile Soğanlı Çayı toplamaktadır. Araç Çayı Ilgaz dağlarından inen Obruk, kızıleller ve Süboğ dereleri ile beslenir. Aktaş Deresi Ersük ile birleşerek çoğalır. Kuzeyden güneye doğru akarak Araç Çayı’na karışan dereler ise Avlacık ve Kuzlan dereleridir. Kuzeybatıda Karadere, Daday ormanlarından çıkarak Kayaboğazı mevkiinde Araç Çayı’na ulaşır. Deniz seviyesinden 641 m. yükseklikteki ilçenin yüzölçümü 1.880 km2 olup, toplam nüfusu 4.066’dır.
İlçe topraklarını kaplayan bitki örtüsü orman ağaçlarıdır. İlçenin sınırları içinde tarım alanları dışındaki bütün dağlar ve dağ yamaçları sık ormanlarla kaplıdır. Bu ormanları iğne yapraklı ve yayvan yapraklı ağaçlar meydana getirmiş olup, yayvan yapraklılar daha çok ilçenin kuzeyindeki Karkalmaz sırtlarını kaplamaktadır. Orman ağaç türleri olarak köknar, kayın, meşe ve çam başta gelmektedir.
İlçe, Karadeniz ardı iklim bölgesine girmekte olup, genel olarak karasal iklim hüküm sürer. Yazları sıcak, kışları karlı ve donludur. Yağış genellikle ilkbahar ve sonbaharda yağar. Bu yağış kışın kar şeklindedir.
İlçe ekonomisi tarım, hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Tarım Araç Çayı’nın suladığı alanlarda yapılmaktadır. Başlıca ürünler, buğday, arpa, şeker kamışıdır. Ayrıca sebze ve meyve de yetiştirilmektedir. İlçe ekonomisinde ağırlığı olan ormancılık, ormanların azalmasından ötürü gerilemeye yüz tutmuştur. Göçler nedeni ile nüfus giderek azalmaktadır.
Karadeniz ile, iç bölgeler arasındaki ticari bağları kuran kervanların önemli bir yol güzergahında olmasından ötürü buraya Araç ismi verilmiştir.
Kötürüm Beyazıt Camisiİlçe yakınlarındaki MÖ.1132 yıllarına tarihlenen Timanidis isimli antik kentten dolayı yöre tarihinin 3000 yıllık bir geçmişi olduğu sanılmaktadır. Ancak, bu döneme ait yöre ile ilgili arkeolojik kazı ve yüzey araştırması yapılmadığından, bilgi bulunmamaktadır. Tarihi kaynaklara göre yörede Bizanslılar, Anadolu Selçukluları, Candaroğulları hakim olmuştur. 1392 yılında Kastamonu ile birlikte Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
Kaynaklardan, Osmanlı öncesinde önemli bir yerleşim yeri olduğu öğrenilen Araç bu niteliğini Osmanlı döneminde de sürdürmüştür. Şemsettin Sami’nin Kâmüsü’l Âlâmı’nda Kastamonu vilayeti merkez sancağına bağlı bir kaza merkezi olduğu yazılıdır. 1866 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş ve ilçe konumuna getirilmiştir.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Kötürüm Beyazıt Camisi, Küre-i Hadid Camisi Tavşanlı Köyü Köprüsü ve Araç Kalesi, Asar Dağındaki Asar Kalesi ile Aşağıkarabüzey Kalesinin kalıntıları bulunmaktadır.


AZDAVAY


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Azdavay, güneyde Daday ilçesi, batıda Pınarbaşı ilçesi, doğuda Küre ilçesi ve kuzeydoğuda İnebolu ilçesi ile çevrilidir. İlçe toprakları engebeli ve ormanlık bir arazi yapısına sahiptir. Azdavay’ın toprakları Küre Dağlarının 1000 m. yüksekliğindeki uzantıları ile engebelenmiştir. Bu dağların üst kesimlerinde düzlükler çöküntü olukları ile yarılmıştır. İlçenin güneydoğusunda Ballıdağ, kuzeyinde de Karyatağı ve Kart Dağı bulunur. Azdavay’ın batısından Ilıcaköy’e kadar uzanan geniş kesim Devrekâni Ovasını oluşturmaktadır.
Küre Dağlarının eteklerinden doğan ve küçük akarsuların birleşmesi ile oluşan Devrekâni Çayı ilçe topraklarını sulamaktadır. Ayrıca Valay ve Gümürtler Çayı belli başlı ilçenin akarsularıdır. Deniz seviyesinden 850 m. yükseklikteki ilçenin yüzölçümü 1.268 km2., toplam nüfusu ise 3.095’tir.
İlçenin toprakları mera ve ekili alanlardır. Ormanlık alanların alçak bölümleri yapraklı bitki örtüsü bakımından zengindir. Ormanlık alanlar çoğunluktadır. % 64’ü ormanlık olan ağaçlar ve maki türleri ile , yüksek bölümleri ise iğne yapraklı ağaçlarla kaplıdır. Ormanlık alanlarda göknar, çam, ardıç, kayın, meşe, karaağaç, kavak, ıhlamur, gürgen, dişbudak, fındık, çınar, kızılağaç, söğüt gibi ağaçlar bulunmaktadır.
Azdavay’ın kuzeyi dağlarla çevrili olduğundan tam bir Karadeniz ikliminin etkisi altında değildir. Coğrafya yapısı kimi yerlerde çok düşük, kimi yerlerde yüksek olmasının sonucu değişik ve yerel iklim tipleri oluşturur. Kışları sert ve soğuk, yazları ise sıcak geçer.Yağışlar ilkbahar ve sonbahar aylarında görülür.
İlçenin ekonomisi ormancılık, tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürün, buğday, arpa, şeker pancarı ve meyvedir. Küçükbaş hayvan besiciliği yapılmaktadır. İlçe topraklarında düşük kalorili kömür yatakları 1970 yılına kadar işletilmiştir.
İlçenin tarihi ile ilgili kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte; M.Ö. 1100-700 yılları arasında Kastamonu ve çevresinde Paflagonialıların egemenlik kurdukları bilinmektedir. Fryglerin bir kolu olan Pafloganialılar bu bölgeye kendi adlarını vermişlerdir. Yörede Bizanslılar, Danişmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olmuş, Azdavay uzun süre Bizans egemenliği altında kalmıştır. Kastamonu ve yöresi 1106 yılında Danişmendlerin eline geçmiştir. Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve 1392 yılında Kastamonu Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
Osmanlı döneminde Kadılık olan Azdavay, sonradan Daday’a bağlı nahiye yapılmıştır. Şemsettin Sami Kâmüsü’l Âlâm’da Kastamonu vilayeti merkez sancağının Daday kazasına bağlı nahiye merkezi, büyücek bir köy olarak nitelemiştir. 1946 yılında da Kastamonu iline bağlı ilçe konumuna getirilmiştir.
İlçede günümüze gelebilen eserler arasında; Sivri Kaya Kalesi, Arma Kalesi, Asar Kalesi, Sarı Yolu Kaya Mezarı, Toprak İni Mezarları, Kız Kayası, Delikli Kaya, Hacat Kayası, Fıstık kayası, Ruşen Kayası, Türbe Kayası, Mercimeklik Kayası, Tabaklı Kayası, Ağıl Kayası, Kaya Tünelleri, Yumacık Köyü Türbesi ile, Medil Mağarası Valla Kanyonu ve Ören Kayası Mağarası gibi doğal oluşumlar bulunmaktadır.


BOZKURT


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Bozkurt, doğusunda Çatalzeytin ve Abana ilçeleri, batısında İnebolu ilçesi, güney batısında Küre ilçesi ,güneyinde Devrekani ilçesi, kuzeyinde ise Abana ilçesi ve Karadeniz ile çevrilidir.
İlçe toprakları dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Yaralıgöz Tepesi (2.019 m.), Göynük Tepesi (1.804 m.) ve Kocaoğlan Tepesi (1.804 m.) ilçenin en önemli yükseltileridir.
İlçe topraklarını Ezine Çayı sulamakta olup, diğer akarsuları ise; İlişi Çayı, İskeleme Deresi ve Çatalzeytin Çayının kollarından Büyük Dere’dir. İlçe Merkezinin denizden yüksekliği 27 ile 150 m. arasında değişmektedir.İl Merkezine 95 km uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 296 Km2. olup, 2000 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam nüfus 10.267’dir.
İlçenin ekonomisi, ormancılık ve tarıma dayalıdır. Yetiştirilen başlıca ürünler, arpa, buğday, patatestir. Meyvecilik son yıllarda gelişme göstermektedir. Hayvancılık aile içi üretime yöneliktir. Arıcılık yapılmakta olup, ilçe ekonomisinde bal üretiminin önemi büyüktür. Ağaç ürünleri işlemeciliği yapılmaktadır.
Bozkurt’un ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu konusunda yeterli bilgi ve belge bulunmamaktadır. Ayrıca yörede de arkeolojik araştırma yapılmamıştır.
Osmanlı vergi kayıtları ve salnamelerinden öğrenildiğine göre; XIX.yüzyılın başında Pazaryeri isminde küçük bir köy konumunda idi. 1869 tarihli salnamelerde de Bozkurt, İnebolu kazasına bağlı olarak gösterilmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşları sonrasında, Balkanların işgal edilmesi üzerine bölgede yaşayan Türklerin büyük çoğunluğu Anadolu’ya göç etmiştir. Bu göçmenlerin bir kısmı Karadeniz kıyılarına yerleştirilmiştir. Romanya’nın Kilya bölgesinden gelen göçmenlerin bazıları Bozkurt’a yerleştirilmiştir. Göçmenler geldikleri yerin anısına kurdukları yerleşime Killi adını vermişlerdir. Bu göçmenler arasında Enver Paşa’nın büyükbabası kahraman kaptan ve ailesi de bulunuyordu. Göçmenlerin çıkrıkçılık, dokumacılık ve marangozluk gibi meslekleri olduğundan köyün ticari yaşamını hareketlendirmişlerdir. Bu arada Trabzon çevresindeki Rum çetelerinin baskılarından kaçan birkaç Türk ailesi de buraya gelip yerleşmiştir. Bu göçler ve gelenlerin zanaatkâr oluşlarından ötürü Bozkurt yörenin önemli bir pazaryeri olma özelliğini kazanmıştır. Buradan mal almak üzere Mısır’dan gelen tüccarların da bulunduğu yerel gazetelerden anlaşılmaktadır.
Cumhuriyetin ilanından sonra 1945 yılına kadar İnebolu’ya bağlı olan Bozkurt, Abana’nın ilçe olması üzerine oraya bağlanmıştır. Ancak, Bozkurt’un Abana’dan daha büyük oluşu, her iki yer arasında çekişmelere neden olmuştur. 1952 yılında Bozkurt Belediyesi kurulmuş, Abana ilçesi lağvedilerek Bozkurt İlçe yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi bu kararı bozmuş, Bozkurt ve Abana İnebolu ilçesine bağlı bucak haline getirilmiştir. Sonunda Abana ile Bozkurt arasındaki çekişmeye son vermek içinher iki yerleşim de 1968 yılında ilçe konumuna getirilmiştir.


CİDE


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Cide, kuzeyinde Karadeniz, kuzeydoğusunda Doğanyurt, doğusunda Şenpazar, güneyinde Azdavay ve Pınarbaşı ilçeleri, batısında Bartın iline bağlı Kurucaşile ilçesi ile çevrilidir. Cide’nin ovalık alanları oldukça sınırlıdır. Toprakları çok sayıda çay ve derelerle bölünmüştür. İlçenin güney ve güneydoğusunda Küre Dağlarının uzantıları yer alır. Kuzeyde kıyıya yakın kesimlerde kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan Kestane Dağı bulunmaktadır. İlçenin doğusunu Kestane Dağı engebelendirmektedir. Bu dağların üzerleri zengin bir orman örtüsü ile kaplıdır. Zeytinlik Tepe (1.282 m.), Kaleburnu Tepesi (1.078 m.), Halla Tepesi (1.231 m.), Karakaya Tepesi (1.443 m.), Kemrelik Tepesi (1.220 m.) ilçenin belli başlı yükseltileridir.
İlçenin en önemli akarsuyu Devrekâni Çayı olup, kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda akar. Bu çay ilçe topraklarını geçerek Karadeniz’e dökülür. İlçenin diğer akarsuları Aydos Çayı ve Fakaz Çayı’dır. Kastamonu’ya 148 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 939 km2 olup, 22.481’dir.
İlçede Karadeniz İklimi hakimdir. Yazları sıcak, kışları ise ılık geçmektedir. Her mevsim yağış almaktadır.
İlçenin ekonomisi, tarım, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılığa dayalıdır. Tahıl üretiminin dışında genellikle bağcılık, meyvecilik, sebzecilik yapılmaktadır. Tarımsal üretimin dışında ilçe halkının gelir kaynaklarını küçük ölçekli orman ürünleri imalatından sağlanmaktadır. Küçük tekne yapımcılığı geçim kaynaklarının önünde gelmektedir. Ayrıca ilçedeki torna tezgâhlarında tahta kaşık üretimi yöredeki çok sert şimşir ağacından yapılmaktadır. Hayvancılıkta mera hayvanları ön planda olup, yeni sığır türleri elde etmek üzere Jersey Sünni Tohumlaması yapılmaktadır.
Cide’nin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesinlik kazanamamıştır. Ancak Homeros’un İlyada isimli eserinde Cide’nin ismi geçmektedir. Cide’de Kytoron ve Aigialos isimli iki antik kent bulunmaktadır. Cide’nin 12 km. batısında, Kurucaşile’nin 15 km. doğusunda bulunan Kytoron, kapalı bir liman kenti olup Ortaçağ Kalesi yıkıntısı dışında kentten herhangi bir kalıntı günümüze gelememiştir. Cide’nin 17 km. doğusundaki Aigialos kenti, Aydos Köyü, Aydos Çayının ağzındaki vadide, kıyıdan ve dolayısıyla çayın ağzından içeriye doğru yayılmıştır. Bugün, burada günümüze kadar gelebilen herhangi bir kalıntı bulunmamaktadır.
Tarihi kaynaklarda yörede, M.Ö. 1100-700 yılları arasında Paflagonialıların egemenlik kurdukları bilinmektedir. Fryglerin bir kolu olan Pafloganialılar bu bölgeye kendi adlarını vermişlerdir. Paflagonyalılar, Devrekani Çayının, Gökırmak, Devrek, Soğanlı, Filyos ve Bartın Çayları etraflarında yerleşmişlerdir. Ancak Cide’de arkeolojik bir kazı yapılmadığından bu döneme ait herhangi bir esere rastlanmamıştır. Homeros, Paflogonya’nın Cide ve Kitoros(Gideros) taraflarında Henet veya Heneti adlı bir kavmin yaşadığını belirtmiştir. Cide’nin sahilinde, Ceviz Dibi adıyla anılan yerde bir saray kalıntısının olması bu iddiayı kuvvetlendirmektedir. Romalılar ve Bizanslılar Cide’de hüküm sürmüşlerdir. Nitekim, Cide’de Callade Cide, Y.Domma ve Caracolla adlarına kesilen paralar ve Cide’de bulunan Roma dönemi kale kalıntıları bunu kanıtlamaktadır. Güble ve Gilivri arasında Çoban Kalesi Romalılar döneminde yapılmış Osmanlılar döneminde de onarılmıştır. Timle Kalesi ve Gazallı Kalesi Bizans dönemine aittir. Okçu Kalesinin ise tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.
Yörede Bizanslılardan sonra, Danişmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olmuş, Ağlı uzun süre Bizans egemenliği altında kalmıştır. Ağlı ve yöresi 1106 yılında Danişmendlerin eline geçmiştir. Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve 1392 yılında Kastamonu Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır. Osmanlı döneminde Kadılık ile yönetilmiş, 1868’de Kastamonu vilayeti merkez sancağına bağlı bir kaza konumuna getirilmiştir. Bu dönemde eski bir iskelesi olan Cide’de bir de tersane kurulmuştur. Bu liman İpek Yolu üzerinde olup, önemini tarih boyunca sürdürmüştür. Karaağaç İskelesi adı ile anılan ilçedeki iskele Rusya ile Anadolu arasında ticaret bağlantısını sağlamıştır.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Roma ve Bizans dönemine ait kale kalıntıları, Türk sivil mimari örneklerinden Rıfat Ilgaz evi bulunmaktadır.


ÇATALZEYTİN


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Çatalzeytin kuzeyi Karadeniz, güneyi Taşköprü ve Devrekani, doğusu Sinop ili Türkeli ilçesi, batısı Abana ve Bozkurt ilçeleri ile çevrilidir. İlçe toprakları dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir.İlçe topraklarını Küre Dağları engebelendirir ve bu dağlar derin vadilerle parçalanmıştır. Bu dağların en yüksek noktası Yaralıgöz Dağı(1.958 m.)’dır. Kadı Dağı (850 m.), Tomruk Dağı (1.028 m.), Kokarca Dağı (918 m.), Sakarya Tepesi (524 m.), Kavaklı Tepesi (689 m.), Alfat Tepesi (239 m.), Güney Tepesi (202 m.), Uluvay Tepesi (689 m.) ve Çorak Tepesi (489 m.) ilçenin önemli yükseltileridir. Güney-kuzey yönünden akarak Karadeniz’e dökülen Akçay, Farya, Karaçay, Değirmendere, Harda Çayı ilçe topraklarını sulamaktadır. Bunlardan başka irili ufaklı pek çok dere Çatalzeytin’in akarsularını meydana getirir. Yüzölçümü 318 km2 olup, toplam nüfusu 7.220’dir.
İlçenin güneyi çeşitli ormanlarla kaplıdır.Denize paralel dağlarla dik yamaçtan oluşur. Bu ormanlık alanlarda Kayın, meşe, karaçam, sarı çam, kavak, gürgen, kestane, göknar, ıhlamur, kiraz, kızılcık, ceviz, ahlat, alıç, dut gibi ağaç türleri bulunmaktadır.
İlçe Batı Karadeniz iklim bölgesine girmektedir.İklim özellikleri bakımından yazları serin ve yağışlı, kışları soğuk ve karlı geçmektedir.Yağışlar genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında fazlalık göstermektedir.
İlçenin ekonomisi tarım, hayvancılık, ormancılık, balıkçılık ve turizme dayalıdır.Yetiştirilen başlıca ürünler, mısır, fındık, zeytin ve kış sebzeleri ile elmadır. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği yapılmakta olup, arazi yapısının dağlık oluşu ve denizden itibaren devamlı olarak yükselmesi, tarım ve hayvancılığın kısıtlı olarak yapılmasına neden olmaktadır. Kıyı kesimlerde de balıkçılık yapılmaktadır.
Çatalzeytin’in İlkçağ tarihi ile ilgili kesin bilgi bulunmamakla beraber, Paphlagonia bölgesinde bir yerleşim yeri olduğu sanılmaktadır. Çatalzeytin’de ilk yerleşimlerin gerek yazılı gerek görsel bulgulardan Ginolu’da gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bugünkü ilçe merkezinin bulunduğu yerde, yerleşimlerin ne zaman ve hangi nedenle başladığı konusunda kesin bilgiler bulunmamaktadır. Ginolu’dan günümüze sarp kayalar üzerinde burçlarla desteklenmiş sur ve kale kalıntıları gelmiştir.
MÖ 340’da yaşayan Yunan yazar Skylaks, burayı Kronis diye adlandırmıştır. Bu yörede Zakro(Akçay) boyunda Mavro(Mamlay) adıyla büyük bir yerleşim yeri bulunmakta idi ve kıyıda Gournıu (Ginolu) limanı vardır. Yörede Osmanlı öncesinde su değirmenleri, yağ üretim merkezi ve değirmenler bulunduğu söylenmektedir. Osmanlı dönemine kadar Çatalzeytin isminde bir yerleşim yerinin varlığı bilinmemektedir.
Yörede Bizanslılardan sonra, Danişmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olmuş, yöre uzun süre Bizans egemenliği altında kalmıştır. Çatalzeytin ve yöresi 1106 yılında Danişmendlerin eline geçmiştir. Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve 1392 yılında Kastamonu Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
Çatalzeytin 1954 yılında Kastamonu’ya bağlı ilçe konumuna getirilmiştir.


DADAY


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Daday, doğusunda Kastamonu, kuzeydoğusunda Küre, batısında Zonguldak ve Eflani ilçesi, kuzeyinde Azdavay, güneyinde Araç İlçesi ile çevrilidir. İlçe merkezi Daday Çayı’nın geçtiği alüvyal topraklar üzerinde kurulmuştur. İlçe, Karadeniz boyunca uzanan İsfendiyar Dağları ile Ilgaz Dağı arasında kalan alçak bir bölgede yer almaktadır. Dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahip olan Daday ilçe merkezi olarak çukurda kalmaktadır. Kuzeyinde Ballıdağ, güneyinde Sarıçam Dağları ile kuşatılmıştır. İlçe topraklarını Devrekâne Çayı’nın bir kolu olan Daday Çayı ile Koldan Deresi sulamaktadır. Ayrıca ilçede sulama amaçlı, Yumurtacı Barajı, Taşçılar barajı, Bezirgan Barajı yapılmıştır. İl merkezine 34 km. uzaklıktadır. İlçenin yüz ölçümü 973 km2. olup, toplam nüfusu 11.181’dir.
Daday’ın jeolojik yapısı taş ve karışık killi topraktan oluşmuştur. Kuzeybatı kesimindeki Ballıdağ’da Paleozik (1.zaman) döneme ait mermerleşmiş kalkerler, doğusunda da 3.zamana ait yumuşak kalker ve greler bulunmaktadır.
İlçenin batı, kuzey ve güney kesimlerinde ormanlık alanlar ve yükseklerde yaylalar bulunmaktadır. Ormanlık alanların eteklerinde yapraklı ve maki türleri, yükseklerde, göknar, meşe, kayın, çam, söğüt , kavak, ceviz, elma, armut, ahlat, erik, ayva, fındık ağaçları bulunmaktadır.
Daday’da Kuzey Anadolu iklimi hakimdir. İsfendiyar Dağları, ilçenin Karadeniz ile bağlantısını kestiğinden deniz iklimi etkisi altına girmemektedir. Ilgaz Dağı da İç Anadolu ile ilçe arasında bir engel oluşturduğundan tam anlamıyla karasal bir iklim de hakim değildir. Bu yüzden de iklimler arasında istikrarsızlıklar yaşanmaktadır. Kışlar uzun ve karlıdır.
İlçenin ekonomisi büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca ürünler, buğday, patates, şeker pancarı, az miktarda da meyvecilik yapılmakta olup elma, erik yetiştirilmektedir. Hayvancılıkta koyun, tiftik keçisi ve sığır besiciliği yapılmaktadır. İlçede ormancılık da ekonomide etkilidir. Arıcılık da yapılmakta olup, yöresel Daday Selalmaz dokumaları ile ünlüdür.
Antik Çağdaki adı Dadybra olarak isimlendirilen bu yöre çeşitli yerleşimlere sahne olmuştur. Dadybra sözcüğünün, orman yetişmesine elverişli toprak anlamına geldiği söylenmektedir. Dadybra sözcüğünün hangi tarihten beri süregeldiği konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.
Tarih öncesi çağlarda Hititler, Paflagonyalılar, Kimmerler, Lydialılar, Persler, Yunanlılar, Rumlar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Danişmentler, Selçuklular, Candaroğulları ve Osmanlı dönemlerinde yörede yerleşimler birbirini izlemiştir. Daday ve çevresindeki Sorkun, Küten, Honsalar, Siyahlar ve Çayırlı köylerinde ki buluntular ve yapılan yüzey araştırmaları, Roma ve Bizans çağından önce burada bir yerleşim olduğunu göstermektedir.
Bizanslılardan sonra yörede, Danişmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olmuş, Daday ve yöresi 1106 yılında Danişmendlerin eline geçmiştir. Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve 1392 yılında Kastamonu ile birlikte Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
Şemsettin Sami, Kâmüsü’l Âlâm’ında Daday’ı, “Kastamonu vilayeti merkez sancağına bağlı bir kaza” olarak tanımlamıştır. Daday 1867 yılına kadar Kastamonu’ya bağlı bir Kadılık olarak yönetilmiş, bundan sonra da ilçe konumuna getirilmiştir.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında, Hasanşeyh yakınındaki Tepelerde bulunan höyükler, Daday Hükümet Konağı (1891), Daday Köpekçioğlu Konağı (1330), Hikmet Ağa Konağı (1632), gibi sivil mimari örneklerinden evler bulunmaktadır.


DEVREKANİ


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Devrekâni’nin batı ve kuzeybatısında Küre, güneybatısında Daday, güneyinde Kastamonu Merkez, doğu ve güneydoğuda Taşköprü, kuzeydoğuda Çatalzeytin, kuzeyinde de Bozkurt ilçesi yer almaktadır. İlçe topraklarını kuzeyde Küre Dağlarının güney yamaçları engebelendirir. Güney ve güneydoğusunu 1000-1500 m. yüksekliğinde platolar çevirir. Bu plato alanı Devrekâni Çayı vadisini bir çöküntü alanı ile parçalamıştır. Kuzeydoğuda geniş vadilerle parçalanmış platolar yer almaktadır. İlçe topraklarını Devrekâni Çayı sulamaktadır. Bu çayın çevresinde doğu-batı doğrultusunda uzanan Devrekâni Ovası bulunmakta olup, bu ova aynı zamanda Kastamonu’nun en geniş düzlüğüdür. İl Merkezine 32 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 742 km2 olup, toplam nüfusu 13.973’tür.
İlçe, Karadeniz ardı iklim bölgesine girmekte olup, genel olarak karasal iklim hüküm sürer. Yazları sıcak, kışları karlı ve donludur. Yağış genellikle ilkbahar ve sonbaharda yağar. Bu yağış kışın kar şeklindedir.
İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılık dayalıdır. Yetiştirilen başlıca ürünler, buğday, kaplıca buğdayı, arpa, patates, sarımsak, elma, erik ve armuttur. Hayvancılıkta ise koyun, tiftik keçisi ve sığır yetiştirilir.
Devrekâni’de İlk Tunç Çağı’na ait olduğu sanılan dikilitaşlar bulunmuş, ayrıca Kınık'ta yapılan arkeolojik kazılarda tarih öncesine ait bazı buluntularla karşılaşılmıştır. . İlçenin İlkçağ tarihi ile ilgili kesin bilgi bulunmamakla beraber, M.Ö. 1100-700 yılları arasında Kastamonu ve çevresinde Paflagonialıların egemenlik kurdukları bilinmektedir. Kastamonu ve yöresi, MÖ.XVIII.yüzyılda Gas’ların yurdu olarak isimlendirilmiş ve onları Hititler izlemiştir. Hititlerden sonra Frigyalılar, Kimmerler ve Lydialıların egemen olduğu bölge, M.Ö.IV.yüzyılda Perslerin eline geçmiştir. M.Ö.IV.yüzyılda Büyük İskender Anadolu’nun büyük bir bölümü ile Kastamonu yöresini de egemenliği altına almıştır. İskender’in ölümünden sonra yöreyi ele geçiren Pontus Krallığı M.Ö.I.yüzyılda Romalılar tarafından ortadan kaldırılmıştır. Uzun süre Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan yöre M.S.395 yılında İmparatorluğun bölünmesiyle Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) toprakları içerisinde kalmıştır.
Bizanslılardan sonra, Danişmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olmuş, Ağlı uzun süre Bizans egemenliği altında kalmıştır. Ağlı ve yöresi 1106 yılında Danişmendlerin eline geçmiştir. Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve yöre, 1392 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
Osmanlı döneminde Sancak merkezi olan Kastamonu’ya bağlı bir köy idi. Bu durum Tanzimat dönemine kadar devam etmiş, 1906 yılında çevre köyleri buraya bağlanarak nahiye konumuna getirilmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra, 1944’te Kastamonu’ya bağlı ilçe yapılmıştır.
İsmail Bey CamiiKastamonuluların Kurtuluş Savaşına fiilen katılış tarihi ,İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesinin ertesi günü,16 Mayıs 1919 tarihidir. Bu tarihte Kastamonu ve çevresinde işgali protesto mitingleri başlamıştır.19 Eylül 1919 tarihinde Müdafa-i Hukuk Cemiyetine giren Kastamonlular resmen Kurtuluş Savaşına katılmışlardır. Kuvay-i Milliye ile birleştikten sonra da, İnebolu-Ankara arasında çoluk- çocuk, genç-ihtiyar kağnı arabaları ile cephane taşımışlardır. Devrekani Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nde görev alan Kastamonululardan bazıları; Mühtüoğlu Mehmet Bey, Kulaksızoğlu Hacı Osman Bey, Vefaoğlu İzzet Bey, Çalcalı Numan Bey’lerdir. Ayrıca Baltacak köyünden olan 1323 doğumlu Necibe İşitir de, Kurtuluş savaşı sırasında İnebolu-Kastamonu arasında kağnı arabaları ve katırlarla cephane ve mermi taşımıştır.16.03.1996 yılında vefat eden Necibe Hanım ilçe merkezinde Necibe Nine adı verilen şehitliğe gömülmüştür.
İlçede günümüze gelen tarihi eserler arasında; İsmail Bey Camisi, Çayırcık Camisi, İnciğez Camisi, Kadı Çelebi Camisi, Balabanlar Camisi, Kıvraç Camisi, Kurt Şeyh Türbesi, İsmail Bey Hamamı, Çayırcık Hamamı, Şişmanoğlu Hamamı, Haydar Çeşmesi ve Hacı Sofu Çeşmesi bulunmaktadır.


DOĞANYURT


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Doğanyurt, doğusunda İnebolu, batısında Cide, güneybatısında Şenpazar, güneyinde Azdavay ilçeleri ve kuzeyinde de Karadeniz ile çevrilidir. İlçe toprakları sahil kesiminde kurulmuş olup, dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. İlçe topraklarını Küre Dağlarının uzantıları engebelendirmektedir. Ormanlık ve dağlık bir bölge olması nedeniyle bir çok derelerin oluşturduğu Meset Çayı ilçe merkezinden geçerek Karadeniz’e dökülmektedir. İl Merkezine İnebolu İlçesi üzerinden 121 km. uzaklıktadır. Toplam nüfusu 9.705’tir.
İlçede Karadeniz İklimi hakimdir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ise yağışlı geçmektedir. Her mevsim yağış almaktadır. Sahil kesiminden hemen sonra yükselmeye başlayan dağ silsilesi kıs mevsiminin soğuk etkisinin ilçe merkezini etkilemesini önlemektedir.
İlçenin ekonomisi, tarım, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılığa dayalıdır. Tahıl üretiminin dışında genellikle bağcılık, meyvecilik, sebzecilik yapılmaktadır. Tarımsal üretimin dışında ilçe halkının gelir kaynaklarını küçük ölçekli orman ürünleri imalatından sağlanmaktadır. Hayvancılıkta ise büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği yapılmakta olup, kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılmaktadır.
İlçenin eski çağ tarihi ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yörede herhangibir arkeolojik kazı ve yüzey araştırması yapılmamıştır. Kastamonu’nun diğer ilçeleri ile karşılaştırıldığında Doğanyurt’da da diğerleri gibi, Paflagonialıların egemenlik kurdukları sanılmaktadır. Büyük olasılıkla burada Hititlerden sonra Frigyalılar, Kimmerler ve Lydialıların egemen olmuş, M.Ö.IV.yüzyılda Perslerin eline geçmiştir. M.Ö.IV.yüzyılda Büyük İskender Anadolu’nun büyük bir bölümü ile Kastamonu yöresini de egemenliği altına almıştır. İskender’in ölümünden sonra yöreyi ele geçiren Pontus Krallığı M.Ö.I.yüzyılda Romalılar tarafından ortadan kaldırılmıştır. Uzun süre Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan yöre M.S.395 yılında İmparatorluğun bölünmesiyle Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) toprakları içerisinde kalmıştır.
Bizanslılardan sonra, Danişmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olmuş, 1106 yılında Danişmendlerin eline geçmiştir. Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve yöre, 1392 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
XIX.yüzyılın ortalarında denizden gelen korsanlara karşı, bir karakol teşkilatı kurulmuştur. XIX.yüzyılın ortalarına kadar Hoşalay ismi ile bilinen bir bucak merkezi idi. Cumhuriyetin ilanından sonra bu isim Meset, 1962 yılında da Meset ismi Doğanyurt olarak değiştirilmiştir. 1990 yılına kadar Bucak teşkilatı devam etmiştir. Bucak teşkilatının kaldırılması ile yeniden köy statüsüne geçen Doğanyurt, 1990 tarihinde ilçe konumuna getirilmiştir.
İlçe merkezindeki Balıkçı Barınağı içinde, deniz kenarında Meset kalesinin kalıntıları bulunmaktadır. Bunun dışında ilçede günümüze gelebilen herhangi bir tarihi eser yoktur.


HANÖNÜ


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Hanönü, doğusunda Sinop İli’ne bağlı Boyabat İlçesi , batısında Taşköprü , kuzeyinde Ayancık İlçesi , güneyi ise kısmen Boyabat ve Taşköprü ilçesi ile çevrilidir.
İlçe Kızılırmak’ın bir kolu olan Gökırmak Vadisi üzerinde kurulmuştur. İl merkezine 70 km. uzaklıktaki ilçenin deniz seviyesinden yüksekliği 415 m.dir. Yüzölçümü 490 km2, toplam nüfusu 5.407’dir.
İlçenin İlk Çağ tarihi ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yörede herhangi bir arkeolojik kazı ve yüzey araştırması yapılmamıştır. Bununla birlikte Kastamonu’nun diğer ilçeleri ile karşılaştırıldığında, Hanönü’nünde de diğerleri gibi, Paflagonialıların egemenlik kurdukları sanılmaktadır. Büyük olasılıkla burada Hititlerden sonra Frigyalılar, Kimmerler ve Lydialıların egemen olmuş, M.Ö.IV.yüzyılda Perslerin eline geçmiştir. M.Ö.IV.yüzyılda Büyük İskender Anadolu’nun büyük bir bölümü ile Kastamonu yöresini de egemenliği altına almıştır.
İskender’in ölümünden sonra yöreyi ele geçiren Pontus Krallığı M.Ö.I.yüzyılda Romalılar tarafından ortadan kaldırılmıştır. Uzun süre Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan yöre M.S.395 yılında İmparatorluğun bölünmesiyle Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) toprakları içerisinde kalmıştır. Bizanslılardan sonra, Danişmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olmuş, 1106 yılında Danişmendlerin eline geçmiştir. Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve yöre, 1392 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
İlçe ismini, burada bulunan bir handan almıştır. 1848 ’ de burasını ziyaret eden Chankykoff bu hanın bir kervansaray olduğunu belirtmiştir. Ancak, Sinop’ta Fransız Konsolosu olan P.F.Fourcad bunun bir Bizans kilisesi olduğunu ve Osmanlılar tarafından da kervansaraya çevrildiğini yazmıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra, bir köy konumundaki Hanönü, 1988 tarihinde Kastamonu İli Taşköprü İlçesi Gökçeağaç Bucağı’na bağlanmış, 1990 yılında da Kastamonu’ya bağlı ilçe konumuna getirilmiştir.
İlçeye 25 km. uzaklıkta Saray Gölü mesiresi bulunmaktadır. Bir söylentiye göre de burada bir saray bulunduğu ve Ermenilerin bu bölgede yaşadıkları belirtilmektedir. İlçede tarihi eser olarak Hanönü Hanı bulunmaktadır.


İHSANGAZİ


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan İhsangazi batısında Araç ilçesi, doğusunda Kastamonu merkez ilçesi, güneyinde Çankırı ili Ilgaz ilçesi ile çevrili olup, Ilgaz Dağılarının zirvesi iki il arasında doğal sınırı oluşturmaktadır. İlçe, Ilgaz dağlarının kuzey eteklerinde kurulmuştur. İlçe toprakları dağlık, ormanlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Ilgaz Dağı eteklerinden kaynaklanan Ilgaz Çayı ilçe merkezinden geçerek Araç’a doğru akmaktadır. Toplam nüfusu 7.420’dir.
İlçe, Karadeniz ardı iklim bölgesine girmekte olup, genel olarak karasal iklim hüküm sürer. Yazları sıcak, kışları karlı ve donludur. Yağış genellikle ilkbahar ve sonbaharda yağar. Bu yağış kışın kar şeklindedir.
İlçe ekonomisi tarım, hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca ürünler, buğday, arpa, şeker kamışıdır. Ayrıca sebze ve meyve de yetiştirilmektedir. Son yıllarda tekstil üretimi yapan özel sektöre ait iki küçük tekstil atölyesi kurulmuş ve üretim faaliyetleri devam etmektedir.Hayvancılığa bağlı olarak süt ve süt ürünleri değerlendiren peynir fabrikası ve süt toplama merkezi bulunmaktadır.
Yörede arkeolojik kazı ve yüzey araştırması yapılmadığından, ilçenin geçmiş tarihi ile ilgili bilgi bulunmamaktadır. Tarihi kaynaklara göre yörede Bizanslılar, Anadolu Selçukluları, Candaroğulları hakim olmuştur. 1392 yılında Kastamonu ile birlikte Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
Osmanlı döneminde, bu yerleşimle ilgili Muhasebe-i Vilayeti- Anadolu defterlerinde bir kayda rastlanmamıştır. Ayrıca Osmanlı dönemine ait herhangi bir eseri de bulunmamaktadır.
Kastamonu’nun 1836 yılına ait mahkeme kararlarında buradan Mergüze kazası olarak söz edilmektedir. Ayrıca 1869, 1879, 1903 yılında yayınlanan Kastamonu Salnamelerinde Mergüze, Araç ilçesine bağlı bir nahiye olarak geçmektedir.
İhsangazi 1968 yılına kadar Mergüze adı ile bilinmekte olup, 1968 yılında Belediye teşkilatının kurulmasından sonra merkeze yakın olan İhsangazi köyünün adı ilçe merkezine verilmiştir. 1968 yılına kadar Araç ilçesine bağlı bir nahiye olan Mergüze, 1988 yılında İhsangazi ismi ile Kastamonu’ya bağlı ilçe konumuna getirilmiştir.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında, Sipahiler (Dereköy) Kaya Mezarı, İncigez Kaya Mezarları ve Haracoğlu Türbesi bulunmaktadır.


İNEBOLU


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan İnebolu, kuzeyden Karadeniz’le, doğudan Abana ve Bozkurt, batıdan Doğanyurt, güneyden ise Devrekani ve Küre ilçeleri ile çevrilidir. Kastamonu İlinin kuzeyinde yer alan ilçe toprakları, kıyıdaki dar bir ova şeridi ile bunun hemen güneyinde yer alan ve kıyıya doğru paralel uzanan Küre Dağları ile engebelenmiştir. Batıdan Doğanyurt çayına, doğuda ise Göynük Dağı’nın batıya dönük yamaçlarına kadar uzanmaktadır. Ormanlarla kaplı olan dağlardan akan küçük akarsular ilçeyi sulamaktadır. İl merkezine 93 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 599 km2 olup, toplam nüfusu 27.651’dir.
İlçede Karadeniz İklimi hakimdir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ise yağışlı geçmektedir. Her mevsim yağış almaktadır. Sahil kesiminden hemen sonra yükselmeye başlayan dağ silsilesi kış mevsiminin soğuk etkisinin ilçe merkezini etkilemesini önlemektedir.
İlçenin ekonomisi, tarım, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca ürünler, patates, soğan, arpa, buğdaydır. genellikle bağcılık, meyvecilik, sebzecilik yapılmaktadır. Tarımsal üretimin dışında ilçe halkının gelir kaynaklarını küçük ölçekli orman ürünleri imalatından sağlanmaktadır. Hayvancılıkta ise büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği yapılmakta olup, sığır ve koyun yetiştirilmektedir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılmaktadır. İlçe topraklarında çimento hammaddesi yatakları bulunmaktadır.
İnebolu’nun ilk kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, MÖ.IV.yüzyılda Yunanlıların Karadeniz kıyılarında Abonou Teikhos (Abonuteikhos) antik kentini kurdukları bilinmektedir. Abonou Teikhos, 1 yüzyıl başında küçük bir kasabaydı. Sonradan, Antoninuslar döneminde, II.yüzyılda, burada ortaya çıkan düzmece peygamber Alexandros, gelecek bildirimi de yapılan Asklepios tapınağını kurmuştur. Alezsandros’un girişimleri ile Abonou Teikhos, kent durumuna getirilerek İonopolis adını almıştır. İmparator Lucius Verus’tan Geta’ya kadar geçen dönemde bu isimle para basmıştır. Kentin, Ionopoleiton yazısını taşıyan paralardan başka, yine Roma döneminden kalma, üzerinde Abonoteikhneiton yazısı bulunan paralar da saptanmıştır.
İnebolu’nun ilk adı ’İonopolis’tir. Bu isimden de anlaşılabileceği gibi ’İon’ şehirlerinden birisidir. “İonopolis” daha sonra “İnepolis” adını almıştır. İnebolu’nun 3 km. uzaklğındaki bakır prit yatakları Bizanslılar tarafından işletilmiş, Osmanlılar da bu yüzden buraya Küre-i Nühaş (Bakır Küresi) ismini vermişlerdir. İnebolu adını Selçuklular zamanında almıştır. Bazı bilgilere göre M.Ö.1200 yıllarında Gasgaslar tarafından kurulmuştur. Roma, Bizans ve Selçuklu yönetimlerinden sonra Candaroğulları buraya hakim olmuş, 1461’de de Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Osmanlı döneminde gemi yapım tezgâhları ve limanı ile önemli bir ticaret merkezi konumunda olmuştur. XIX.yüzyılın sonlarında Kastamonu vilayetinin, merkez sancağına bağlı bir kaza merkezi idi.
Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul ve Rusya’dan gönderilen silah, cephane ve mühimmat Anadolu’ya İnebolu üzerinden ulaştırılmıştır. İnebolu cepheye uzanan en yakın liman şehri idi. Bu yüzden 09.Haziran.1921’de Yunan savaş gemileri Panter ve Kalkış İnebolu’ya gelmiş, silah ve cephanelerin teslimini istemiş, verilmeyince de İnebolu bombalanmıştır. Aynı torpidolar 30.Temmuz 1921’de tekrar gelerek İnebolu’ya 3 mermi daha atmışlardır; fakat karşılaştıkları savunma karşısında karaya çıkamadan geri dönmüşlerdir. İlçe Merkezi düşman işgaline uğramamasına rağmen İnebolulular Kurtuluş Savaşı’nda çok kayıp vermişlerdir. Mustafa Kemal cephede, “Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da, Kulağım İnebolu’da” diyerek İnebolu’ya önem vermiş ve İnebolu’nun bu mücadelesi 11 Şubat 1924 tarihinde TBMM’nin çıkarttığı 66 Numaralı Kanunla “Beyaz Şeritli” istiklal madalyası ile ödüllendirilmiştir.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Kale kalıntıları ve Türk sivil mimarisi örneklerinden evler bulunmaktadır.


KÜRE


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Küre’nin doğu ve güneyinde Devrekâni ile Kastamonu Merkez ilçesi, güneybatısında Daday, batısında Azdavay, kuzeyinde İnebolu, kuzeydoğusunda da Bozkurt ilçesi yer almaktadır. Kastamonu ilinin kuzey kesiminde yer alan Küre’nin batısını Küre Dağları engebelendirir. Küre Dağları mezozoik zamana ait şist ve kalkerlerin egemen olduğu bir kütle olup, ormanlarla örtülüdür. İlçenin dağlık ve yer yer plato görünümündeki alanlarını Devrekâni Çayı’nın kolları ile Kayaaltı, Uzunöz ve Kadıoğlu dereleri vadilere bölmüştür. İl merkezine 59 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 729 km2 olup, toplam nüfusu 11.015’tir.
İlçenin ekonomisi tarım, ormancılık ve madenciliğe dayalıdır. Yetiştirilen başlıca bitkisel ürünler, buğday, arpa ve patatestir. Az miktarda şeker pancarı, armut, elma, erik, baklagiller yetiştirilir. Küçükbaş hayvan besiciliği yapılmaktadır. Ormancılık ilçenin önemli bir geçim kaynağıdır. İlçe topraklarındaki bakır yatakları prit yatakları işletilmektedir. Yöredeki bakır ve prit yatakları Bizans döneminden beri işletilmektedir.
Küre’de İlkçağ tarihi ile ilgili kesin bilgi bulunmamakla beraber, Özellikle Doğanlar Kalesi yöresinde M.Ö. 1100-700 yılları arasında Kastamonu ve çevresinde Paflagonialıların egemenlik kurdukları bilinmektedir. Paflagonyalılar Friglerin bir kolu olup bu bölgeye kendi adlarını vermişlerdir. Küre’de bulunan maden tünel ve araçların Roma madencilerinin kullandığı boyut ve biçimde yapıldığı kaynaklardan öğrenilmektedir.
Kastamonu ve yöresi, MÖ.XVIII.yüzyılda Gas’ların yurdu olarak isimlendirilmiş ve onları Hititler izlemiştir. Hititlerden sonra Frigyalılar, Kimmerler ve Lydialıların egemen olduğu bölge, M.Ö.IV.yüzyılda Perslerin eline geçmiştir. M.Ö.IV.yüzyılda Büyük İskender Anadolu’nun büyük bir bölümü ile Kastamonu yöresini de egemenliği altına almıştır. İskender’in ölümünden sonra yöreyi ele geçiren Pontus Krallığı M.Ö.I.yüzyılda Romalılar tarafından ortadan kaldırılmıştır. Uzun süre Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan yöre M.S.395 yılında İmparatorluğun bölünmesiyle Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) toprakları içerisinde kalmıştır.
Uzun süre Bizans Egemenliği altında kaldıktan Küre’de, Danişmendler, ve Candaroğulları egemen olmuş, Ağlı uzun süre Bizans egemenliği altında kalmıştır. Ağlı ve yöresi 1106 yılında Danişmendlerin eline geçmiştir. Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve yöre, 1392 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
Küre Fatih Sultan Mehmet döneminde gelişmiş yeni yapılarla bezenmiştir. Ayrıca buradaki bakır madenleri de işletilmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinde kullanılan topların bakırlarının Küre’den getirildiği ve üzerlerinde Küre-i Nühas isminin yazılı olduğu bilinmektedir. Ayrıca maden curuflarından künk su boruları yapılmıştır.
XIX.yüzyıl sonlarında Kastamonu vilayeti merkez sancağının İnebolu kazasına bağlı nahiye merkezidir. Kurtuluş Savaşı sırasında Küre Müdafaayı Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra, Şapka Devrimi sırasında 25 Ağustos 1925 günü Atatürk Küre’yi ziyaret etmiş ve Küre halkı tarafından coşkuyla karşılanmıştır. Ardından da, 1926 yılında ilçe haline getirilmiştir.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Doğanlar Kalesi, Hoca Şemseddin Camisi, Sivil Mimari Örnekleri ile Fırıncık, Elifdede, Gürnek, Battalgazi, Uluhacı, Nurullah Efendi, Kesikbaş ve Kızılkara türbeleri bulunmaktadır.


PINARBAŞI


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Pınarbaşı’nın kuzeyinde Cide, batısında Bartın, güneyinde Karabük ve Daday, doğusunda Azdavay ilçeleri yer almaktadır. İlçe toprakları dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Küre Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Ormanlık alanların alçak bölümleri yapraklı bitki örtüsü bakımından zengindir. Ormanlık olan ağaçlar ve maki türleri ile , yüksek bölümleri ise iğne yapraklı ağaçlarla kaplıdır. Ormanlık alanlarda göknar, çam, ardıç, kayın, meşe, karaağaç, kavak, ıhlamur, gürgen, dişbudak, fındık, çınar, kızılağaç, söğüt gibi ağaçlar bulunmaktadır.
Karadeniz ikliminin etkisi altında değildir. Coğrafya yapısı kimi yerlerde çok düşük, kimi yerlerde yüksek olmasının sonucu değişik ve yerel iklim tipleri oluşturur. Kışları sert ve soğuk, yazları ise sıcak geçer.Yağışlar ilkbahar ve sonbahar aylarında görülür.
İlçenin ekonomisi ormancılık, tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürün, buğday, arpa, şeker pancarı ve meyvedir. Küçükbaş hayvan besiciliği yapılmaktadır.
İlçenin tarihi ile ilgili kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte; M.Ö. 1100-700 yılları arasında Kastamonu’nun diğer ilçelerinde olduğu gibi burasının da Paflagonialıların egemenlik kurdukları sanılmaktadır. Fryglerin bir kolu olan Pafloganialılar bu bölgeye kendi adlarını vermişlerdir. Yörede Bizanslılar, Danişmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olmuş, uzun süre Bizans egemenliği altında kalmıştır. Kastamonu ve yöresi 1106 yılında Danişmendlerin eline geçmiştir. Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve 1392 yılında Kastamonu Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
Pınarbaşı Azdavay’a bağlı bir köy durumunda iken, 1988 tarihinde Kastamonu’ya bağlı ilçe durumuna getirilmiştir.
İlçede günümüze gelebilen eserler arasında; Bizans dönemine tarihlendirilen bir yerleşim yeri, Kilise, Su Sarnıcı ve mezarlar bulunan Ilgarini mağarası, Valla Kanyonu, Ilıca Şelalesi bulunmaktadır.


SEYDİLER


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Seydiler, doğusunda Devrekani, güney batısında Daday, kuzey batısında Ağlı, kuzeyinde Küre ve güneyinde Merkez ilçe ile çevrilidir. İlçe toprakları düzlüktür. İlçenin belli başlı akarsuları Devrekani Çayı, Mancılık Çayı ve Takazlar Çayı’dır. Devrekani Çayı, Devrekani sınırları içinde bulunan Başakpınar Köyü’nden çıkıp, Seydiler sınırları içerisinden geçerek Cide ilçesi sınırları içinden Karadeniz’e dökülür. Diğer çaylar ilçe sınırları içerisinde Devrekâni Çayına katılır. İlkbahar aylarında akarsuların debisi fazlalaşıp, yaz aylarında debi sıfıra kadar inebilmektedir.
Akarsu boyları tarıma elverişli topraklarla kaplı olup ova görünümündedir. Seydiler İlçesinin Yayla, Ercek, Demirciözü, Ayvatlar, Emreler, Sabuncular, Çerçiler ve Karaçavuş köyleri sınırları içerisinde ormanlık alanlar mevcuttur. Ormanlarda çam, köknar, meşe kavak ve söğüt gibi ağaçlar mevcut olup etekleri fundalıklarla kaplıdır.
İklim yapısı itibariyle, karasal iklim ve Karadeniz iklimi birlikte hakimdir. Yaz aylarında +5 ile +33 dereceye, kış aylarında -27 ile -6 dereceye varan çok büyük ısı farkları mevcuttur. Kış mevsimi uzun süreli ve kar yağışlıdır. Kepez köyü yakınlarına yapılan Beyler Barajı son yıllarda ilçenin iklim yapısını değiştirerek, gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkını azaltmıştır.Denizden 1.100 m. yükseklikteki ilçenin toplam nüfusu 5.113’tür.
İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarıma elverişli topraklarda genellikle arpa, buğday, fiğ ve şeker pancarı yetiştirilmektedir. Hayvancılıkta ise büyük ve küçükbaş hayvan yetiştirilir. Son yıllarda süt inekçiliği gelişmiştir.
Seydiler, İnebolu-Kastamonu karayolu üzerinde çok eski tarihlere dayanan bir yerleşim yeridir. Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, Merkez Çayır Mahallesinde bulunan Seyyid-i Zülfikar Camisi yanında bulunan minarenin 1112 yılında yapıldığı tespit edilmiştir. Bu da yörenin Selçuklular döneminde yerleşime açık olduğunun kanıtıdır.
Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Candaroğulları yöreyi egemenlikleri altına almışlar ve 1392 yılında Kastamonu Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
Seydiler’in İpek Yolu üzerinde bulunmasından ötürü Seyyid-i Zülfikâr Camisi yanında kervansaraylar, deve hanları, hamamlar yapılmıştır. Ancak, Cumhuriyet döneminden sonra karayolu taşımacılığı ön plana geçince İnebolu Limanı önemini yitirmiştir.
Cumhuriyet öncesi İnebolu ilçesine bağlı olan Seydiler, 1926 yılında Küre’nin İlçe oluşu ile oraya, 1944’te Devrekani’ye Bucak olarak bağlanmıştır. 1967 Belediye teşkilatı kurulan Seydiler, 1991’de Kastamonu’ya bağlı ilçe konumuna getirilmiştir.


ŞENPAZAR


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu’ya bağlı bir ilçe olan Şenpazar, kuzeyinde ve doğusunda Cide, güney ve güneydoğusunda Azdavay, kuzeydoğusunda Doğanyurt ilçeleri ile çevrilidir. İlçe toprakları dağlık, ormanlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. İlçe topraklarını Şenpazar Çayı sulamaktadır. Kastamonu il merkezine 97 km. uzaklıktaki ilçenin deniz seviyesinden yüksekliği 335 m. olup, toplam nüfusu 6.222’dir.
İlçede tipik Karadeniz iklimi hüküm sürmektedir. Yazları sıcak, kışları ise ılık geçmektedir. Her mevsim yağış almaktadır.
İlçenin ekonomisi tarım, hayvancılık dağ ve mağara turizmine dayalıdır. Arıcılık da ileri düzeyde olup bal üretimi ekonomisinde önemlidir. Ayrıca geleneksel el sanatı olan kaşık yapımı ve örme sepet ilçede önemli bir geçim kaynağıdır.
Şenpazar’ın ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak bazı yapı taşları ve mezar kalıntılarından Bizans döneminde burada bir yerleşim olduğu sanılmaktadır. Selçuklu ve Osmanlılar tarafından da yerleşim yeri olarak kullanıldığı bilinmekte olup, herhangi bir kalıntı ile karşılaşılmamıştır.
İlk olarak Şehribani, daha sonra ise halk arasında Şarabani ve Şarbana biçiminde söylenen ilçe adı 1968 yılında Şenpazar olarak değiştirilmiştir. 1954 yılında nahiye olmuş, 1974 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş olup, 1987’de de ilçe konumuna getirilmiştir.
Şenpazar Çayı’nın içinde bulunan ve Dağlı ile Dereköyü sınırlarından başlayıp Cide Kumköy sınırlarına ulaşan Şehriban Kanyonu ve doğal bir park görünümünde olan ormanlar ilçenin doğal güzellikleri arasındadır.


TAŞKÖPRÜ


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Taşköprü, kuzeyde Çatalzeytin ve Türkeli, güneyde Tosya, doğuda Hanönü ve Boyabat ilçeleri, batıda da Kastamonu Merkez ilçe ve Devrekâni ile çevrilidir. Kastamonu’nun doğu kesiminde yer alan ilçenin kuzey, doğu ve güneyi dağlık alanlarla kaplıdır. İç kesimi ise orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden oluşmaktadır. Kuzey kesimini Küre (İsfendiyar) Dağları, güney kesimini de Ilgaz Dağı’nın kuzeydoğu uzantıları engebelendirir. Çangal Dağı (1.585 m.), doğusundaki Elek Dağı (1.540 m.), güneybatısındaki Kiraz Dağı (1.465 m.), güneyindeki Saraycık Dağı (1.350 m.), batısındaki Obrucuk Dağı (900 m.) ilçenin en önemli yükseltileridir. İlçe yakınlarında, Hanönü ilçesinde tabanı genişleyen Gökırmak Vadisi’ndeki düzlükler ilçenin başlıca tarım alanıdır.
İlçe topraklarından kaynaklanan suları, Kızılırmak’ın kollarından olan Gökırmak toplar. Ilgaz Dağının kuzey yamaçlarında doğup, ilçe toprakları içerisinde Gökırmak’a katılan başlıca akarsular Akkaya Çayı ile Karadere ve Uludere’dir. Gökırmak, Daday, Kastamonu, Karasu, Alpagut, Ağçıkavak, Çit, Çakmak, Çana, Hamzaoğlu, Küre ve Kavakpazarı Çaylarını da alarak Boyabat yönüne doğru devam eder. Kastamonu merkezine 42 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 1.752 km2 olup, toplam nüfusu 16.200’dür.
Doğal bitki örtüsü step görünümündeki ilçenin dağlık alanlarında çam, göknar, kayın, meşe, kavak ve ıhlamur ağaçları ile kaplı ormanlar bulunmaktadır.
İlçede tipik Karadeniz iklimi hüküm sürmekte olup, Yazları sıcak, kışları ise ılık geçmektedir. Her mevsim yağış almaktadır.
İlçenin ekonomisi tarım, orman ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca ürünler şeker pancarı, buğday, elma, kendir, patates, arpa, soğan, sarımsak, az miktarda da armut, erik ve baklagiller yetiştirilmektedir. İlçenin alçak kesimlerinde sığır, manda, dağlık kesimlerde de koyun yetiştirilir. İlçede kamu kuruluşlarına ait Taşköprü Kendir Sanayii Müessesesi ile Türkiye Selüloz ve Kâğıt Fabrikası bulunmakta olup, ilçede orman ürünlerini işleyen fabrikalar bulunmaktadır. Taşköprü’nün doğal değerleri arasında yer alan karacalar ve geyikler için Elekdağ yöresinde koruma ve üretme alanı kurulmuştur. Ayrıca Elekdağı civarında Demirci Müezzin Köyleri’nde maden suları da bulunmakta olup, ilçe topraklarında bakır, krom, kaolin, demir ve kömür madeni yatakları bulunmaktadır.
İlçenin İlkçağ tarihi ile ilgili kesin bilgi bulunmamakla beraber, M.Ö. 1100-700 yılları arasında Kastamonu ve çevresinde Paflagonialıların egemenlik kurdukları bilinmektedir. Paflagonia’nın sınırları içerisinde yer aldığı sanılan yörede, Hititler, Frigyalılar, Kimmerler ve Lydialıların egemen olmuş, M.Ö.IV.yüzyılda Perslerin eline geçmiştir. M.Ö.IV.yüzyılda Büyük İskender Anadolu’nun büyük bir bölümü ile Kastamonu yöresini de egemenliği altına almıştır. İskender’in ölümünden sonra yöreyi ele geçiren Pontus Krallığı M.Ö.I.yüzyılda Romalılar tarafından ortadan kaldırılmıştır. Taşköprü, Romalılar zamanında I. ve III. Yüzyıllar arasında en zengin dönemini yaşamıştır. Zımbıllı Tepesi akropol olarak kullanılmıştır. Uzun süre Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan yöre M.S.395 yılında İmparatorluğun bölünmesiyle Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) toprakları içerisinde kalmıştır.
XI.yüzyılın başlarında Bizans’ın Paphlagonia Theması’na bağlı olan yöredeki en önemli yerleşiö Pompeipolis idi. Pompeiopolis , Taşköprü’nün kuzeyinde, Kastamonu’nun 45 km. kuzeyinde yer almaktadır. Pompeiopolis M.Ö. 65-64 yıllarında Pompeius tarafından Amnias vadisinin doğu-batı yolu geçişi üzerinde Bithynia-Pontus’un iki vilayetinde bir şehir eyaleti olarak kurulmuştur. Pompeiopolis, M.S.VI.yüzyılın ortalarında bir piskoposluk merkezi olarak önem kazanmıştır. Kastamonu müzesi tarafından yapılan arkeolojik kazılarda çok sayıda çok iyi durumda mozaik döşemeler ortaya çıkmıştır.
Bizanslılardan sonra, Anadolu Selçuklularının eline geçen ve Bizanslılar ile sık sık el değiştiren yöre, daha sonra Danişmendlerin, XIII yüzyılda Çobanoğullarının ve XIV.yüzyılda da Candaroğullarının egemenliği altına girmiştir. 1392 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
Osmanlılar zamanında kadılık olarak idare edilmiş, 1868 yılında ilçe olmuştur. XIX.yüzyıl sonlarında Kastamonu vilayetinin Merkez sancağına bağlı Taşköprü kazasının sınırları içinde idi.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Kızlar Kalesi, Mazhar Oluğu Kalesi, Kalekapı Kaya Mezarları, Urgancı Kaya Mezarları, Aygır Kalesi Kaya Mezarları, Bademci Kaya Mezarı, Direkli Kaya Mezarı, Hobu Kayası Mezarı, Kaya Tünelleri, Taş Köprü, Kasım Bey Camisi, Yazıhamit Camisi, Hacı Ahmet Ağa Camisi, Kızılkilise Camisi, Ayvalı Cami, Şeyh Hüsamettin Camisi, Taş Cami, Abdal Hasan Türbesi, Şeyh Musa Türbesi, Yavaşça Sultan Türbesi, Muzaferiddin Bey Hamamı, Yeni Hamam bulunmaktadır.


TOSYA


Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Tosya, batısında Çankırı iline bağlı Ilgaz (Koçhisar), güneyinde Çorum iline bağlı İskilip, doğusunda yine Çorum iline bağlı Kargı ve Osmancık, kuzeyinde Kastamonu ili Merkez ilçeleri ve kuzeydoğuda da Taşköprü ile çevrilidir. İlçe merkezi Devrez Çayının 6-6,5 km. kuzeyinde Ilgaz Dağlarının devamı olan Tosya Dağı (Gavurdağı)’nın güneydoğusu arasındaki düzlükte kurulmuştur.
İlçe toprakları İlin güneyinden Devrez vadisine açılan düz bir arazi ile doğu, batı ve kuzey cephelerinden ise dağlarla kaplıdır. Kuzey ve kuzeybatı kesimini doruğu ilçe sınırları dışında kalan Ilgaz dağı, güney kesimini de Köroğlu Dağlarının doğu uzantıları engebelendirir. Orta kesiminde Kuzey Anadolu Kırık Kuşağı üstünde bulunan bir çukurluk vardır. İlçe topraklarını Ilgaz Dağları eteklerinden çıkarak Kargı ilçesinde Kızılırmak nehrine karışan Devrez Çayı sulamaktadır. Tektonik açıdan çok oynak olan bu kesimde, Devrez çayı vadi tabanının genişlediği alanda yer alan ve Tosya Ovası yer almaktadır. İlçede bir diğer akarsuyu Deringöz Çayı’dır. İlçenin bulunduğu arazinin en yüksek yeri deniz seviyesine göre 955 m., en alçak yeri 780 m. ve orta noktası da 854 m.dir. Kastamonu’ya 70 km. uzaklıkta olup, yüzölçümü 119.50 km2’dir. 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam nüfusu 47.128’dir.
Bitki örtüsü olarak 750-1.000 m. arasında yaprağını kışın döken geniş yapraklı ağaçlar, çalı şeklini almış dikenli bitkiler bunlar arasında meşe, dağ fındığı, karaağaç dere ve çay kenarında kavak, söğüt düz kurak yerlerde ardıç, geven karaçalı gibi çeşitli bitkiler 1.000-1.700 m. arasındaki iğne yapraklı ağaçlar bitki örtüsünü oluşturmaktadır.Dağlık kesimlerdeki ormanlar, karaçam, sarıçam, gürgen, kayın, meşe ve köknar gibi ağaçlarla kaplıdır.
İlçe’de Karasal İklim hüküm sürmekte olup, kışlar sert, soğuk ve yağışlı, yazlar da serindir. Kuzey ve doğu rüzgarlarının etkisi altındadır. Yıldız, lodos, ve poyrazdır. En soğuk günler Ocak ayında, en sıcak günler Temmuz ayında görülmektedir.
İlçenin ekonomisi tarım, ormancılık, hayvancılık ve sanayie dayanmaktadır.Yetiştirilen başlıca ürünler, buğday, şeker pancarı, pirinç, elma, armut ve patatestir. Orman ürünleri ilçenin en önemli gelir kaynaklarındandır. Hayvancılıkta koyun ve Ankara keçisi besiciliği yanında arıcılık da yapılmaktadır. İlçenin başlıca sanayi kuruluşları meyve suyu, yem, orman ürünleri, metal eşya ve plastik ayakkabı fabrikaları ile çeltik atölyeleridir. Yörede üretilen peştamal, hamam keseleri çok ünlüdür. Dağlık alanlarda yaşayan geyikler için bir koruma ve üretme alanı kurulmuştur. Ayrıca ilçe topraklarında mangenez ve linyit yatakları bulunmaktadır.
İlçenin İlkçağ tarihi ile ilgili kesin bilgi bulunmamakla beraber, M.Ö. 1100-700 yılları arasında Kastamonu ve çevresinde Paflagonialıların egemenlik kurdukları bilinmektedir. Paflagonia’nın sınırları içerisinde yer aldığı sanılan yörede, Hititler, Frigyalılar, Kimmerler ve Lydialıların egemen olmuş, M.Ö.IV.yüzyılda Perslerin eline geçmiştir. M.Ö.IV.yüzyılda Büyük İskender Anadolu’nun büyük bir bölümü ile Kastamonu yöresini de egemenliği altına almıştır. İskender’in ölümünden sonra yöreyi ele geçiren Pontus Krallığı M.Ö.I.yüzyılda Romalılar tarafından ortadan kaldırılmıştır. Uzun süre Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan yöre M.S.395 yılında İmparatorluğun bölünmesiyle Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) toprakları içerisinde kalmıştır.
Bizanslılar döneminde Dokeia olarak anılan kent, Tosya’nın orta kesiminde yer almaktadır. Devrez Vadisi’ne açılan Kuruçay Vadisi’nde kurulmuş olan Dokeia çevresindeki önemli bir ticaret merkezi konumunda idi.
Bizanslılardan sonra, Anadolu Selçuklularının eline geçen ve Bizanslılar ile sık sık el değiştiren yöre, daha sonra Danişmendlerin, XIII yüzyılda Çobanoğullarının ve XIV.yüzyılda da Candaroğullarının egemenliği altına girmiştir. 1392 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey yöreye hakim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan Mehmet İsfendiyar Bey’i kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
1796-1802 tarihli Tosya Şer’iyye Siciline göre, Kastamonu’ya bağlı Çankırı Sancağının bir kaza idi. XIX.yüzyılda Osmanlıların yeniden yaptığı idari düzenlemeler sonunda, esas yönetim birimi olan sancak, Tanzimat tan sonra liva, eyaletler de Vilayet olmuştur. 1869 yılında yayınlanan Vilayet Salnamesine göre, Kastamonu dört Sancaktan oluşmaktadır. Tosya bu salnameye göre Çankırı sancağından ayrılarak Kastamonu sancağına bağlanmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra 1926 yılında da ilçe konumuna getirilmiştir.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Abdurrahman Paşa Camisi, Gavur Kayası Kalesi, Emirler Şehri Kalesi, Büyük Hamam, Tekke Hamamı, Küçük Hamamı (Vıkvık Hamam), Ali Osman Ağa Çeşmesi, Karasu Çeşmesi, Halim Baba Çeşmesi ve Dere Çeşmesi bulunmaktadır.




KAS-DER GENEL MERKEZ


Gürsel Mahallesi, Darülaceze Caddesi, Namzet Sokak, Ekşioğlu Plaza, NO:15, Kat:5
Okmeydanı - Kağıthane/İSTANBUL

TEL: +90 212 320 30 37 - +90 212 320 35 37
FAKS: +90 212 320 73 37
Posta: kasder3734@gmail.com